Page 7 - Menteşe Dergisi Sayı 8
P. 7
Yapıcılık mesleğini hayli kavradıktan sonra babam, askere alındı. Askerde Jandarma kursuna aldılar.
Yeni yazıyı da, tutanak tutacak kadar öğrendi. Köylere evrak götürüp muhtarlara imzalatıp getirdikçe, yeni
yazıyı hayli ilerletti. Terhis edildiğinde yeni Türk alfabesi kabul edileli 2 yıl olmuştu. ”Millet Mektepleri” adı ve-
rilen kurslarda hayli okuryazar yetişti. Babam da yeni yazıyı öğrenmiş bir Cumhuriyet çocuğu oldu. Jandarma
sınıfına ayrılmıştı. 6 aylık jandarma kursunda okuma yazmayı öğrenmişti, gördüğü yazıları su gibi içiyordu. Bu
arada okumayı daha da geliştirerek bazı resmi yazışma usullerini de öğrendi. Mazbata nasıl yazılır, ihbarname
nedir, nasıl düzenlenir, tutanak (zabıt) nedir, nasıl yazılır?
Onu Bafa Gölü kenarındaki bir karakola tertip ettiler. Arada sırada karakol komutanı onbaşıya vekâ-
let ediyordu. 2,5 yıl askerlik yaparak 1934 yılında terhis oldu. Karakol komutanının adı Bahattin idi. Komutanı
çok yürekli bir askerdi. Bir eğitim sırasında patlamayan bombayı tuttuğu gibi yerden almış, mandalını çekip
atmış, patlatmıştı. Kimsenin yanına yaklaşamadığı bombayı yakalayıp atmak için yürek isterdi.
Babam terhis olur olmaz da köye muhtar seçildi. Sen Jandarmasın, bizden iyi yaparsın deyip mühür kesesini
önüne attılar. Babam artık sözü geçen bir adam olmuştu. Artık kendinin dışında kamuya da hizmet etmeye
başlamıştı. Köyde okuma yazma bilen beş kişi bile yoktu. Babamsa okuma yazmasıyla köyün ileri gelenleri
arasına girmişti. Köyümüzde okul yoktu. Okul açılması için önce öğretmen lazımdı. Öğretmen de yoktu. Oysa
öğretmen yetiştirmek uzun işti ve devlet için masraflıydı.
Atatürk’ün önerisiyle köylerde askerliğini erbaş olarak yapmış olan kişilerden isteklilerin eğitmen ya-
pılmasına karar verilmişti. Babam, hükümetin bu duyurusundan haberdar olur olmaz, bu göreve talip oldu.
Yatağan’da kaymakam nezaretinde açılan basit bir sınavla İzmir Kızılçullu Köy Öğretmen okulunda (sonradan
Köy Enstitüsü) açılmış olan Eğitmen kursuna gitti ve başarıyla bitirdi.
1940-1941 öğretim yılında köyümüzün camisinde okul açtı. Böylece köyümüz okula kavuşmuş oldu. Babam
üç sınıflı okulumuzda, 4 dönem yani 12 yıl eğitmenlik yaptı. Bakanlıktan takdirname bile aldı. (Bak: Milli Eği-
tim Bakanlığı Tebliğler Dergisi sayı 237) Babamın eğitmenlikteki başarısı bana da ışık tutmuştu. Çünkü babam
öğretmenliği büyük bir aşkla yapıyordu. “Babamın eğitmen oluşu bana da bir iş kazandırmıştı.” diye düşünü-
yorum ama öğretmenliğin bir iş olmadığını, babam yaptıklarıyla bu görüşümün yanlışlığını bana gösterdi.
Babam, daha sonra köyümüze bir okul da kazandırdı. Yepyeni, camlı, çerçeveli… Biz ise ailece babamı ka-
zanmıştık. Dedem de artık babama güveniyordu. Babam eğitme kursuna giderken “Sen kim öğretmenlik kim?”
demişti. Artık babamın iyi bir öğretici olduğunu görüyordu. Özellikle ben babamın eğitmenliğinden çok yarar-
lanmıştım. Çünkü her gittiği yere beni götürüyor, sorduğum her soruya bıkmadan usanmadan yanıt veriyordu.
Üç sınıflı köy okulunu bitirdikten sonra, babam beni 4. ve 5. sınıfta okumam için Muğla’ya gönderdi.
Muğla’da teyzesi ve teyzesinin çocukları vardı. Onlar beni okutmaya razı oldular. Dördüncü sınıfı Muğla Ata-
türk İlkokulu’nda (3.okul) okudum. Beşinci sınıfı Bayır Köyü’nde bitirdim. Öğretmenimiz Necmi Yener’den de
çok şeyler öğrendik. Bayır Köyü İlkokulu’na kaydımı yaptırmamızın nedeni köy enstitülerinde okumak için
köy okulundan mezun olmak gerektiğindenmiş. Öğretmenliğe, adeta gönül bağlamıştım. Babamın eğitmenliği
sırasında izinli olduğu günlerde okulda (kendi yerine) bana “yoklama yapma”, “yaramaz çocukları ikaz etme”
yetkisi vermesi, köy içinde halkın “küçük öğretmen” gibi sıfatlarla (alaysı bir ifade de olsa) hitap etmesi, beni
öğretmenliğe sımsıkı bağlıyordu. Kararımı vermiştim: Öğretmen olacaktım.
İlkokulu bitirdikten sonra Ortaklar Köy Enstitüsü giriş sınavına katıldım, kazandım. Sınav sırasında bana şöyle
bir Türkçe sorusu soruldu: “Üç cümlelik bir yazı yazın.” Şöyle yazdım:
“Ben Ortaklar Köy Enstitüsüne gideceğim. Orada okuyup öğretmen olacağım. Çocuklarıma güzel güzel ders-
ler verip onları da kendim gibi yetiştireceğim.”
Son cümleyi yazarken üstüne, dolmakalemden mürekkep damlamasın mı? Sınavı yapan başöğretmen
,“Olmadı işte.” dedi. “Bak öbür arkadaşın ne temiz yazmış…” Eyvah ki ne eyvah… Çok üzüldüm çok… Yeniden
yazmak istedim, kabul etmedi.
Sınav sonuçları 6 ay kadar sonra geldi. Sınavı ben kazandım da o arkadaş kaybetti.
Sadece Meslek Değil : 1

