Page 39 - Menteşe Dergisi Sayı 9
P. 39
yor. Havadaki yolculuğu, kırmızı ışık kadar kolay olmuyor. Ölçeklemek gerekirse; mavi renk kırmızı renge göre
10 kat fazla saçılıyor. Böylece, gökyüzüne rengini veriyor.
Haydi, şimdi “Rayleigh saçılımı”ndan “Reilly Law” diye anılan “perakende yerçekimi kanununa” geçelim. Ame-
rikalı ekonomist William J. Reilly’nin fizikteki çekim yasasından esinlenerek geliştirdiği bu önermeyle; iki yer-
leşim merkezi arasında hangi merkezin “cazibe merkezi” olacağı hesaplanıyor. Yerleşim merkezlerinin nüfus-
larıyla ve tüketicilerin merkezlere olan uzaklıklarıyla ilişkilendiriliyor. Ekonomik canlılık göstergesi niteliğiyle
sonuç veren koordinat tespitine yarıyor. Peki, tüketici olma eğilimi yerine tersinden bakarsak; aktif üretim ko-
ordinatlarının yerel değer ve kaynaklara yönlendirilmesi de çekim alanı oluşturmaz mı? Bence pekâlâ oluşturur.
Biraz da “toplumsal değer” ifadesi niteliğiyle, günümüzde sıkça söz edilen endüstri devrimlerinden söz edelim:
Birinci Sanayi Devrimi (Avcı Toplum 1.0) su ve buhar gücü kullanılarak mekanik üretim sistemleriyle ortaya
çıktı. İkinci Sanayi Devrimi (Tarım Toplumu 2.0) elektrik enerjisinin seri üretime yönlendirilmesiydi. Dijital
Devrim diye de anılan Üçüncü Sanayi Devrimi (Endüstriyel Toplum 3.0), elektronik iletişimin, otomatik üretim
sistemine geçmesiydi. Almanya’nın önderliğinde başlayan Endüstri 4.0 ya da Dördüncü Sanayi Devrimi (Bilgi
Toplumu 4.0) ise siber-fiziksel sistemlerin birbirleriyle ve insanlarla kurduğu iletişimdir. Şimdilerde Japonlarca
Endüstri 4.0’ a alternatif olarak “Süper Akıllı Toplum 5.0” ya da Toplum 5.0 gündemimize oturdu. Böylece, siber
alan ve fiziksel alan uygulamaları bireysel ihtiyaçları karşılamaya kurgulandı. Gelelim Türkiye’ye…
TÜBİTAK araştırmasına göre, Türkiye’nin Endüstri 2.5 (iki buçuk) düzeyinde olduğu tespit edildi. Ülkemiz
açısından Üçüncü Sanayi Devrimini bile tamamlamadığımız gerçeği ile karşı karşıyayız. Bu durumda diğer
ülkelerin ayak izlerini takip ederek üretimde artı değer yaratmayı ummak pek akıl kârı görünmüyor. O halde ne
yapılabilir? Kendi varlığımızı güçlendirmek ve Dünyanın gittiği endüstrileşme devrimlerine alternatif oluştur-
mak için nasıl bir strateji belirlenebilir? Bu stratejiyi belirlemekle yükümlü kurumsal yapılar hala 2019 ve 2023
yılını kapsayacak 11. Kalkınma Planını yayımlanmadıkları ortamda rehberimiz ne olabilir?
İşte o rehber, Muğla insanının özünden gelen enerjiyle kendiliğinden şekilleniyor. Muğla insanının, değerlere
dayalı kültür birikiminden kaynak buluyor. Yerel kaynak ve birikimlerimizi, kültürel değer ve geleneklerle har-
manlayarak, doğayla uyumlu biçimde kurgulanan yaşam, en doğru rotayı sunuyor. Yerel tohum uygulamalarıy-
la başlayan süreç, her türlü takdiri hak ediyor.
Gökyüzü odağından hareketle geldiğim bu noktada, görgüye dayalı bilgiyle buluşmamı sağlayan Rahmetli Ba-
bacığıma duyduğum minnet ve teşekkürün altını çizmiş olsam da sonuçta babam da Muğla’nın özünden ge-
liyordu. Muğlalıların duyarlığının Babacığımın rol modelliğinde somutlaşmadığı aşikâr olsa da anlattıklarım;
bilgiye verilen önem ve değerin, bilginin bireysel varlığımızla bağlantısını kurabilmenin örneğidir. Bu bağlam-
da; yerel tohum uygulamalarıyla içinde bulunduğumuz durumdan vazife çıkarabilen; Muğla insanını takdir ve
tebrik etmemek ne mümkün?
İşin özü şu ki; Atatürk’ün Dünya insanlarına önderlik eden rehberliği Muğla’da can suyunu bulmakta, yeniden
yeşermektedir. Muğlalı hemşerilerimin bilgiye, görgüye ve insani duyarlılığa dayalı emek politikaları yeşilin
dinginliğiyle kendiliğinden şekillenmektedir. Günümüzde tavana vuran ‘ego zehirlenmesi’ yerine Muğla özne-
sinde Muğlalıların ‘doğayla uyumlu yaşam’ tutkusu geleceğin Dünyasında belki de “Doğaya Duyarlı Toplum
6.0” olarak belirecektir…
Bu vesileyle; geleceğin Dünyası için lokomotif rol üstlenen ve emeğini esirgemeyen Muğlalı hemşerilerimi can-ı
gönülden kutluyor, saygıyla selamlıyorum.

