Page 49 - Menteşe Dergisi Sayı 8
P. 49

ben.” diye kendini eleştirmekten
                                                                              korkmuyor İstanbullu teğmen:
                                                                              “Askerliğimizi yokluk içinde yü-
                                                                              rütmeye çabalıyorduk. Kışla yok.
                                                                              Camilerde, depolarda dağınık du-
                                                                              rumda asker. Eğitime çıkıyoruz.
                                                                              Ama askerin üstünde başında yok.
                                                                              Verilen giysiler yazlık. Yerde sü-
                                                                              rünme, emekleme, sıçrama, yat-
                                                                              ma, çökme, kalkma, derken on beş
                                                                              günde askerin giysileri parçalanı-
                                                                              yor. Bir kez yıkanınca büzülüyor,
                                                                              çekiyor...” Yokluk yılları gözünün
                                                                              önünden gitmiyordu İstanbullu
                                                                              teğmenin:  “Her şeyden yoksun-
                                                                              duk.  Talime  çıktığımızda  top  sesi
                                                                              yerine davul çalardık, teneke çalar-
                                                                              dık. Atsız bir araba bulur, üstünü
                                                                              yatak çarşafıyla örter, tank biçimi
                                                                              verip top yerine bir soba borusu
                                                                              yerleştirirdik. Erler bu sözde tankı
                                                                              arkadan iterlerdi. Talimler bu hava
                                                                              içinde geçerdi. Üst üste savaşlar ül-
                                                                              kenin belini bükmüştü...”
                                                                                     Muğla’daki alayda Kur-
                                                                              tuluş Savaşı’na katılmış yüzbaşılar
                                                                              vardı. Onlara bir savaş kahramanı
                                                                              olarak bakılırdı. Hepsi gözlerde
                                                                              yüceltilirdi. “Savaşa katılmış bütün
                                                                              subaylara saygı gösterirdik, hepsini
                                                                              çok severdik...” diyor Cemal Mada-
                                                                              noğlu.
                                                                                     Genç teğmen, “Muğla’ya
                                                                              gittiğim  zaman  kışla  yoktu.”  diye
                                                                              anlatıyor: “Kışla yapılması için gi-
                                                                              rişime geçildi. Ormanlardan katır-
                                                                              larla  tomruk  getiriyoruz.  Bir  gün
                                                                              tomruk sırası bende... Ormandan
                                                                              katırlara tomrukları yükledik. Dö-
                                                                              nüşte ne oldu bilmiyorum... Ka-
                                                                              tırlardan biri yok. Öğleden sonra
                                                                              durum anlaşıldı. Meğer o katır bir
                                                                              köyden yeni satın alınmış. Dağ
                                                                              yolundan inişte dikkat etmemişiz.
                                                                              Yaraş köyünün yakınlarına gelince
                                                                              katır alıştığı köy yoluna sapıver-
                                                                              miş. Köylüler ertesi günü hayvanı
                                                                              askerlik şubesine geri getirmişler-
                                                                              di. Alay komutanı bunu duyunca,
                                                                              ‘Yahu, bu Cemal yirmi katırı idare
                                                                              edemiyor, savaşta yüz elli askeri
                                                                              nasıl idare edecek?’ demiş.  Bu laf
                                                                              ağırıma gitti...”
                                                                                     O yıllarda bir kasabayı
   44   45   46   47   48   49   50   51   52   53   54