Page 44 - Menteşe Dergisi Sayı 8
P. 44
“Gönül Gözü” ya da “Kalp Gözü” açılımı deniyor.
‘Gönül Gözü’ ya da ‘Kalp Gözü’ açılımını gerçekleştiren kişiler tıpkı manyetik tınlaşım (rezonans) cihazı gibi insan
bedenindeki enerji akımını çakralar vasıtasıyla algılayabiliyor. Havada mevcut mikro dalgayı ya da termal kamerayla
elde edilebilen görüntüleri hissedebiliyor ve yetenekleri bilimsel deneylerle kanıtlanıyor. Sezgiyle ifade edilen bu algı-
layış biçimi, düşünceden ayrı bir bilmeyi, içe doğma yoluyla gerçekleştiriyor. Uyku hali yani “Maya” yanılsama bitince;
ince enerjileri yönetme ve dönüştürmenin mümkün olduğu tespit ediliyor. Hinduizm’de kullanılan ‘Maya’ kavramın-
da; “Ma, «hayır», ya ise «o» anlamına” geliyor. İnsanın yaşadığı fiziksel alemin bir hayal ya da aldanmadan (illüzyon)
ibaret olduğu vurgulanıyor. ‘Dünya yaşamının geçici bir rüya’ olduğu, ‘Hakiki alem ya da hakikatler aleminin tezahür
etmemiş alem’ olarak; ‘hayaller ve aldanmaların ötesinde olduğu’ ifade ediliyor. Zira sıradan insan; ‘eşyayı (nesneleri,
doğayı) hakikatte olduğu gibi değil, kendisine göründüğü gibi’ algılıyor. Zihnimizi, enerjimizi ve kaynaklarımızı, mev-
cut olmayan bir şeye inanmaya adarsak, o zaman o şey mevcutmuş gibi görünüyor.
Doğu felsefesinin ana kaynaklarından Vedanta felsefesine göre; her varlık çeşit çeşit görünümler ardında aynı özvarlığı
paylaşıyor. Renk renk, biçim biçim görünümlerin ardındaki asli gerçeklik ‘Maya’ örtüsünün kalkmasıyla kendi özünü
sergiliyor. Sanskrit ‘matr’ kökünden türetilen ‘Maya’; ölçmek, biçmek, inşaat yapmak, plan yapmak gibi anlamlara da
geliyor. Latin dilindeki metre, matrix, material gibi sözcükler de aynı kökten türetiliyor. ‘Maya’ sözcüğünün bir başka
anlamı ise bireysel özün örtüsü altında kalan evrensel aldanış. Bir serap gibi, kendiliğinden mevcut olmayan, ama gene
de mevcutmuş gibi görünen algı yanılması oluşuyor. Ancak idrakin mutlak üzerinde odaklanmasıyla “kundalini” de-
nilen uyuyan ilksel güç insanın içinde uyanıp, şuur merkezine yöneliyor ve hakikat algısı işte o zaman beliriyor.
Farklı görünümler, farklı çeşitler, farklı olgular içindeki özvarlığın, asıl gerçekliğin üzerini Maya’nın ardındaki gerçeği
görüp algılayabilmek ve bunun için de zihnimizin yarattığı koşulları, sınırları, göreceliği fark edebilmek, kavramsal
dünyanın ötesine geçebilmek için derin anlayışa, içsel bilgeliğe ihtiyaç duyuluyor.
Tüm öğretilerde böylesi yetenekleri edinmenin belli başlı yöntemleri mevcut. Bu yöntemlerin içinde; bedeni maddi
ve manevi yönleriyle temizlemek, duygu ve düşünceleri dengelemek, kendini tanımak, kendinin efendisi olmak, içsel
benlik bağını yani ruhsal bağı güçlendirmek, tekâmül etmek, kendi için gerekli ve doğru bilgilere ulaşmak sayılabilir.
Kısacası kendini bilme bilincinin aslı, maya’nın sonu olup, yegâne koşulu; çocuk masumiyeti kıvamında arılık ve duru-
luk. İşte bu yüzden; çoğu kişi kendini bir saklambaç oyununda buluyor. Çünkü kendini sakladığı, sobelenmiyeceğini
düşündüğü güvenli bir sığınak hissiyatı insanı rahatlatıyor, dinginliğini arttırıyor. Böylesi bir sığınağı mekân edindi-
ğinde insan; anı fark etmeye başlıyor.
Ve oradaki atmosfer sayesinde daha derin nefes alabiliyor, yaratıcılığın ilhamına kavuşuyor. Şimdi nerden çıktı (?) bu
muhabbet demeyin. Çıktı çünkü ben artık o sığınağa ihtiyaç duymadığımı fark ettim. Gene çocuğum ama yüzünü
güneşe dönmüş bir çocuğum... Artık lale tarlalarında uykuya dalıyorum. Rüyalarımda uçurtma uçuruyor, şarkılar
eşliğinde dans ediyorum. Haşarı bir çocuk edasıyla türlü çeşitli maskaralıklar yapsam da, samimiyetten vazgeçmiyor;
doğruluk, dürüstlük ve sadakat ilkesine bağlı olarak yaşamayı seçiyorum. Spinoza’nın “İnsan için en yüksek eylem;
anlamak amacıyla öğrenmektir. Çünkü anlamak demek özgürleşmek demektir” sözlerine gönülden inanıyorum.
Özetle bir çocuk var okuduğunuz satırlarda yeşeren. Bir çocuk var görevi gereği Ankara’da yaşayan. Bir çocuk var yü-
reği Muğla ve Muğlalılar için çarpan…
İşte o çocuk; çok uzakta bir çocuk!
Kalbi tomurcuk...
Mehtap BİRGİLİ
44

