Page 42 - Menteşe Dergisi Sayı 8
P. 42
aldığım yerdir orası. Orada olmak çoğu zaman keyif... Ancak o sığınakta karşımda bulduklarımla daha farklı duygular
yeşeriyor.
Bazen sığınakta “hiç değilse yalnız değilim, karanlıktan korkmama gerek yok, yaşıtım olan başka çocuklar da var,
oyun oynayabileceğim çocukları da buldum” duygusu beliriyor. Bazen de orada bile yalnız kalma şansım olmadığının
farkına varıyorum. Bir an oraya inişimin sorumluluğunu başka çocuklara yüklemeye niyetleniyorum. Onu da becere-
miyorum.
Oradakiler hep çocuk ya hemen ilgim başka yöne kayıveriyor. Sığınakta karşılaştığım ufacık bir detayın üstüne konuş-
maya başlıyoruz çocukça bir edayla... Hani “biliyor musun (!) ben büyüyünce... (!!!)” diye başlayan, olmadık hikâyeler
uyduran, gelecekte çok güçlü olacağının kurgusuna girişen çocuklar onlar...
İşte o zaman; “madem oyunun içindeyiz, sevgi özlü çiçek buketi yapalım” diyoruz. O mekânda olanların kimi “çek
git başımdan elimde sevgi kalsa burada ne işim var, rahat bırak beni, bir de sen gölge etme” dercesine tersliyor ama
gözlerinin içi gülümsüyor.
Kimisi bilmiş bir edayla: “biz çocuğuz, sevgi zaten biziz” deyiveriyor... Bazen, “sevgi membağından, elde kalanları
buluşturalım” diyoruz. Orası çocuk kalbimizin yuvası olduğundan coşku tomurcukları beliriveriyor bir anda ve çekiş-
melerimiz çocuk masumiyetiyle karşılık buluyor. Ardından bir köşeye çekilip, uyuyoruz…
Sonuçta tüm karmaşayı orada bırakıp, sadeleşmiş biçimde yeniden reel yaşama dönmek muhteşem oluyor. Gerçi bu-
nun izahını da kendimce yapmadım değil. Yaşamda bir erişkinin beyin fonksiyonları; Beta frekansıyla çalışıyor. 14 - 6
yaş arası Teta frekansıyla buluşuyor beynimiz. 6 yaş öncesi Alfa frekansıyla yaşamı algılıyoruz. Daha öncesinde ise (0
ile 4) Hz frekans aralığındaki dalga boyu olan Delta frekansına uyumluyuz...
Delta frekansı boyutu derin uyku ve dış dünyadan kopuk bir hali yansıtıyor. Büyüme hormonu salgısının arttığı bilinç-
siz bir huzur ortamında beynin en az çalıştığı dönemle buluşuyoruz. Çocuklarda fiziksel büyümeyi aktive ettiği kadar
yetişkinlerde dinçliği hediye ediyor.
Teta Frekansı (4 ile 7) Hz arasında değişiyor ve stresin hiç olmadığı, derin iç dünyamızda olduğumuz dalga boyu olarak
tanımlanıyor. Öğrenmenin en yüksek boyutuna geçmeden önce bu dalgada yaşıyoruz ve derin uykudan uyanırken
açılan algılarımızın yaşattığı bir durumu temsil ediyor. Alacakaranlık boyutu ismi de kullanılıyor bu dalga boyu için.
Yani aydınlanmadan önceki karanlık…
Çok usta meditasyoncuların derin meditasyon halindeyken bu dalga boyunda olduğu tespit edilmiş. Derin düşünüş
ve sezgisel kuvvetin en canlandığı bu frekansta sanatsal yeteneklerin zirveye çıktığı düşünülüyor. Özellikle ressam ve
müzisyenlerin sanatsal üretimleri esnasında beyinlerinde Tetha boyutunun en yüksek, Alpha frekansının en düşük
seviyede olduğu biliniyor. Sakin ve huzurlu olunan ama asla uyuşukluk yaşanmayan, dünyayı ve gerçekleri algılamada
en uygun titreşimlerin olduğu bu dalga boyu, dünyamızın da ölçülen frekansıyla aynı. Dünyanın manyetik frekansına
“Shumann frekansı” deniyor ve 7,83 Hz ile tanımlanıyor.
Yapılan bazı araştırmalara göre şifacıların Tetha bandında uzun süreli ve kontrollü olarak kalmayı başarmaları nede-
niyle şifa yeteneklerinin geliştiği ortaya çıkmış.
Bazen yalnız kaldığım, bazen çocuklarla buluştuğumu varsaydığım mağarada: Alfa frekansı var. Alpha dalgaları; rahat-
lığın, farkındalığın, sakin ve huzurlu kavrayışın, uykunun ilk evrelerinin dalgaları olarak biliniyor.
Gözler kapanıp derin nefes alındığında ve dış dünyadan alınan mental etkiler azaldığında Alpha boyutuna geçebiliyo-
ruz. Alpha dalgalarındayken yaptığımız işlerde başarımız artıyor. Derin uyku ya da endişe ve korku halinde bu dalga
hiç görülmüyor. Meditasyon, yoga gibi çalışmalar yaparken ya da dua ederken beynimiz Alpha boyutuna geçiyor. Açık
zihinle, uykunun derinliğine dalmadan önceki geçiş koridorunda hissettiğimiz duyguların yaşadığı huzur iklimi orada
yeşeriyor.
Düşünüyorum da ‘mağara ya da sığınak’ sözcüğümle tariflediğim yer belki “Ey buradan içeri giren önce kendini tanı!”
diyen Delph Tapınağındaki yazıta öykünüyor. Belki Apollon Tapınağında “Kendini tanı! O zaman kâinatı tanıyacak-
sın” sözlerinin anlam derinliğinin keşfine çıkarıyor. Belki “Kendi sırrını bil, çünkü bu sırrı içinde taşımaktasın!” diyen
Orfe’yi anlamaya çalışıyorum. Belki daha ötesinde “Lotus (Nilüfer) çiçeğinin içindeki mücevhere selam olsun” mealine
gelen “OM MANI PADME HUM!” sözleri gülümsüyor ötelerden. Belki de “VITRIOL-Visita Interiora Tellus Rectifi-
cando Inveniens Occultam Lapidem” olarak ifade edilen “Dünyanın merkezini ziyaret et, orada gizli taşı (felsefe taşını)
bulacaksın” diyen öğretilerde insani özü kutsuyorum.
Gerçek anlamda büyük kabiliyet gerektiren ‘Kendini Bilme’nin referanslarını içsel düzeyde keşfetmek ne denli müm-
kün bilmiyorum. Ama bunu salt zekâya indirgemek acze düşmenin ifadesi gibi görünüyor. Dolayısıyla, güçlü mesajla-
rın muhatabı olan insan, evreni sarıp sarmayan incelikli enerjinin mahiyetini kavramaya ihtiyacı duyuyor.
Öte yandan günümüz teknolojisinin gelişimiyle elde edilen bilimsel verilerden ‘frekans etkileşimli duyu’ sistemiyle algı
ve yargı (çıkarsama) geliştirdiğimizi keşfediyoruz. Mesela insan 20-2000 Hz frekans aralığındaki sesi duyabiliyor ama
bu frekans aralığının altında ve üstünde de ses frekansları mevcut. Algılayabildiğimiz renklerin ışık dalgaları da sınırlı.
Ortalama insanın algılayamadığı sesi ve ışımayı bazı hayvanların ve bazı bitkilerin algıladığı çeşitli deneylerle kanıtla-
nıyor. Keza manyetik ve elektromanyetik alanlara duyarlılığımız, tat ve koku alma duyumuz belli bir aralıkta geçerli.
42

