Page 100 - mentese_10
P. 100

İhsan YENİCE                       İrem Sude GÜLEŞ                     İsa KÜÇÜK
                 Şair                               Şair                                Şair


           BİR UMUT AŞK                       SAVRULMUŞUZ                          GICIRTIDAN GÜRÜLTÜYE

           Sever mi insan aşkı böylesine      Masallar mıydı hep o dinlemek istediğim?  Keman akıyor
                                                                                   Piyano taş yüzdürüyor gölde
           Gider mi ardına bakmadan bitmişcesine                                   Kaval yabancı bir çocuk pencereden man-
           Belki yanan kor ateşler içinde     Peşinden koşup da yakalayamadığım?   zaraya bakan
           Besler mi bir umut çaresizlikler içinde                                 Dışarıda kar yağıyor
                                              Masallarımız mıydı?                  Gül fidanlarını silkeliyor gitar
           Aşk filmine alınmış bir bilet                                           Baget, kardan adamın burnu
           Kendin, yalnızlığın içine hapset   Denizde yüzen balıklarımız, gökyüzünde   Viyolonsel savuruyor kırmızı kaşkolü
           Yolun sonu hem dert hem edep       uçan martılarımız mıydı?             Lir kâğıttan uçak
           Kalmamış artık seni sevmem için bir                                     Pencere camını delip geçmeyi deniyor
           sebep                              Özlediklerimiz hep dalgaların savurduk-  Derdi dışarı çıkıp birinci olmak
                                                                                   Flüt, yol göstermeye hazır bir rehber
                                              ları mıydı?                          Ve tanrıya küs
           Tükenmez sözler birbiri ardınca                                         Saz elde asa, ırmağı yarmayı düşünüyor
           Kimi yarına kimi kararına          Neredeydi itiraflarımız, hangi şişede?  Karşıya geçse düğün
           Bir tek dileğim var aslında                                             Eli bıçaklı bir kabadayı zurna
           Bendeki seni  sakın unutma         Varlığıyla yokluğu, onunla da yalnızlığı   Kepenk kapatıp taş kurban ediyor duvara
                                              hissettiğimiz insan kimdi?           Tellalı göreve çağırıyor davul
                                                                                   Trombon emir göndermiş, uslu dur!
                                              Neredeydi şimdi martılarımız?        Vur, vur, vur
                 Nuri DURUSOY                                                      Kemençe Karadeniz’den aşırdığı dalgayla
                 Şair                         Simit attığımız, heykelini diktiğimiz,   esrimiş
                                              pencere köşelerinde ekmek verdiğimiz,   Horon
                                                                                   Soba gürül gürül yanıyor
                                              yere yatıp, gökyüzüne bakınca gülümseyip   Dışarıda kar yağıyor
                                              merhaba dediğimiz martılarımız…      Kontrbas kapının altından kıvrılarak içeri
           KİM SÖYLERDİ BANA
                                                                                   giren Şahmeran
                                              Neredeydi gerçeklerimiz, perdenin hangi   Keman akmaya devam ediyor
           Seni hiç görmeseydim,                                                   Zaman dikkat kesilmiş ayakta selamlıyor
           Kim söylerdi bana,                 tarafındaydı?
           Çiçeklerden daha güzel olduğunu,                                        kapıyı
           Sormasaydım adını hiç.             Görülmesi gereken tarafımız kaçına bile   Çello, arşeyi bekliyor, arzuyu ayaklandıracak
                                                                                   Kar durdu, nehir akıyor
           O an duyduğum sevinç,              bile görünmüştü?                     Kıyı, zil zuma sarhoş
           Yüreğime kor gibi damlayacak,                                           Saz, silkinip kalkıyor ayağa
           Hiç diyebilir miydim?              Kaçını sevmişti bile bile?           Estiriyor sipsi, zemheriye dönüyor hava
                                                                                   Zil...
           Duymasaydım sesini hiç,            Kaçına “hayır” deyip dönmüştü sırtını?  Duyulmayan bir ses dolaşıyor ortalıkta
           Anlamı kalır mıydı söyle?                                               Flüt, sobanın üzerine düşmekten kurtarıp
           En güzel bestelerin,                                                    uçağı
           Seni hiç sevmeseydim,              Ve gökyüzündeki kaç martımızın kanadı
           Ne bilirdim, sensizliğin tadını,   kırık, boynu bükük kalmıştı?         Pencereden dışarıya atıyor
           Izdırâbın, kederin böylesini,                                           Davul hıncından patlayan Asyalı şaman
                                                                                   İçi içine sığmıyor sakladığı kehanetin
           İçer miydim hiç, yudum yudum…
                                                                                   Trompet dizlerini tekmeliyor basgitarın
                                                                                    -bas git!-
           Üzmeseydim seni hiç,
           Bilir miydim sevmenin kıymetini,                                        Bateri kapıyı kırıp giriyor içeri;
           Maziye bakıp buğulu gözlerle.                                           Ey halk, ayağa kalk!
                                                                                   Evin başına yıkılacak
           Siler miydim gözyaşlarımı mahzun…                                       İlk tüyen Şahmeran, halkı sevmediği belliydi
           Biliyorum çaresi yok,                                                   zaten
           Çıkmaz bir sokakta, kapısız bir handayım
           Biliyorum, işte bunun için,                                             Gılgamış’tan aşırdığı ölümsüzlüğe sığınıp
           Bir mum gibi eriyip kahroluyorum ya…                                    Saklanıyor çellonun içine
                                                                                   O da ne
                                                                                   Obua... samanyolundan gelen İsrafil
                                                                                   “Ben masumum” diyor ve susuyor
                                                                                   Arp, sessizce fısıldıyor rüzgara
                                                                                   Bir kulaktan girip çıkmayalım diğerinden




    100
    100
   95   96   97   98   99   100   101   102   103   104