Page 13 - mentese_10
P. 13

ve renklerinde, heykelci yontusu-  met Kutsi Tecer’e, Cahit Öztelli’ye,  buluşturduğu  ana  değin  uzun  ve
                  nun oylumlarında, müzisyen de  Enver Gökçe’ye, Cemal Süreya’ya,  sancılı bir geçmişi olduğu herkesçe
                  bestelerinde yansıtır. Her birinde,  Sivas  yakımında  kaybettiğimiz  bilinir. İçselleştirme ve dışlaştır-
                  yerelinden genel ırasal özelliklerle  Asım Bezirci’ye, Emin Özdemir’e,  ma da diyebileceğimiz bu süreçte,
                  karşılaşırız. Öyleyse Anadolu’yu  Cevat Çapan’a,  Türkiye’nin ilk  düşündüklerimizi kâğıda döktü-
                  “Dört yön, onaltı rüzgâr” (A. Arif)  grafikeri İhap Hulisi’ye, Mustafa  ğümüzde ya da bir başkasıyla pay-
                  ve “Yedi iklim dört köşe” diye ta-  Kutlu’ya, Müslim Çelik’e, Lütfü  laştığımız anda, o bizim değildir
                  nımlarsak, yerinde bir tanımlama  Özgünaydın’a ve daha adını saya-  artık. Sanatçı ya da şair, şiiri ya da
                  yapmış oluruz. Ya da Metin De-  madığım nice kültür insanına yurt  herhangi bir sanat yapıtını bilinçli
                  mirtaş’ın sorusuna kulak verirsek;  olmuş, kendisinden bir şeyler ver-  olarak dışlaştırır/yaratır ve kendi
                  “Şairin şiiri de yaşadığı yere benzer  miş onlara. Memleketimin bağrın-  dışında akıp giden insan ırmağına
                  diyebilir miyiz?” gerçekten!.. Sa-  dan çıkmış bu değerlerin her biri,  bırakır. İnsanlar bundan etkilenir.
                  nırım öyle. Eğer böyle olmasaydı,  doğdukları yörelerden, coğrafya-  Coğrafya etkilenir. Şiirin, sanatın
                  herkes birbirini yineler dururdu.  larından aldıklarını, kendilerine  özgül dünyasında yeni bir coğraf-
                  Dil gelişmez, yeni şairler çıkmaz,  özgü yaratılarıyla topluma fazla-  ya olarak çıkar karşımıza. Sanatın,
                  şiirler  çeşitlenmezdi.  Birbirinin  sıyla vermişler, sağ olanlarımız da  şiirin konuşulduğu, yeni evrenlere
                  benzeri örgeleriyle (motif) halıla-  vermektedirler hâlâ. Ben, biraz da  açılır  ve bu evrensellik  içinde bir
                  rın, kilimlerin serildiği plansız ev-  bu kentin bir rengi olarak varım…  başka renk ve değer olarak orta-
                  lerde oturur, düzenden yoksun, tek                          ya çıktığı coğrafyasının yeri geldi
                  düze sokaklarda gezerdik. Türkü-  Bizler benzerlerimizle oluşturdu-  sesi, yeri geldi dokusu olarak yan-
                  ler sıradanlaşırdı. Renksiz yaşam-  ğumuz bu büyük orkestrada, kendi  sır bize/bizlere. Dalga dalga yayılır.
                  lar, keyifsiz bilmeceler, tatsız ma-  sesimiz ve rengimizle türküleri-  Genel anlamda da olsa bu, bütün
                  niler, yaratıcılıktan uzak masallar,  mizi yakıp söylemekle kalmadık.  sanatlar için değil yalnız, bilim ve
                  mizahtan yoksun fıkralar kalırdı  Bu topraklardan beslenerek yaz-  felsefe  alanları  için  de  geçerlidir.
                  geride.                       dığımız  şiirlerimizi,  yaktığımız  “Geçmişi olmayanın geleceği yok”
                                                türküleri, birini diğerinin önüne  sözü, sanırım anlamını burada bu-
                  Şiir ve sanatın konuşulduğu, coğ-  koymadan, aynı yürek ferahlığı  luyor.
                  rafyanın bunlara etkilerinin tartı-  içinde, aynı ortak akıl ülküsünde
                  şıldığı her yerde şair, geldiği yöre-  yürüyerek, binlerce yıl çalıp söyle-  Sözünü ettiğimiz bu “geçmişin” ya
                  den bir esintidir (…). İnsan, akıl  dik hep. Bizim iç dünyamızın içsesi  da “sürecin”  oluşumunda insanın/
                  varlığı olduğu kadar, duygu ve du-  olarak yazılmış olsalar da bu şiirler,  şairin yaşadığı çevre ve coğrafyası,
                  yusallık varlığıdır da. Birbirlerine  yakılan türküler, bizden çıktıkları  bu oluşumun somutluk kazandığı
                  içgüdülerinin ve biyolojik özellik-  anda dışlaşmış ve toplumsallaş-  “şey”e; bu şiir olur, herhangi bir
                  lerinin dışında başka şeylerini de  mış demektir. Yalnız toplumsallaş-  sanat yapıtı da olabilir, etki etti-
                  geçirirler. Bunların başında kültür  makla kalsa iyi. Yerelden ulusala,  ği açık. İnsan yaşadığı coğrafyaya
                  gelir. “Doğanın yarattıklarına kar-  ulusaldan evrensele bir değişme  benzer. Bu eğer şairse şiirleri, res-
                  şın insanın ürettiklerinin toplamı  ve gelişme çizgisi izleyerek, bütün  samsa resimleri, müzisyense mü-
                  olan kültür.” (K.  Marks),   “İnsan  insanlığın ortak değeri yapılmıştır.   zik eserleriyle vardır.  Dahası, ya-
                  aklının,  deneylerinin  durmadan  Nâzım Hikmet’e yalnız bizim şairi-  şadığı ülkeyle özdeşlik sergiler.
                  gelişen, yenilenen bir ürünüdür.”  mizdir diyebilir miyiz?   Nâzım Hikmet dendiğinde ilk akla
                  (V. Günyol). Kısası, insan yaşadığı  Ya da Neruda, yalnızca Şili’nin ya-  gelen, onun evrensel bir şair oldu-
                  coğrafyanın olduğu kadar, yarattığı  şadığı acıdır deyip dışlayabilir mi-  ğu değil, onun, ilkin, bir Türk ve
                  kültürün de parçası olarak, kendi  yiz onu kendimizden?     Türkçe’nin  şairi olduğu düşüncesi
                  coğrafyasının rengini, dokusunu,  Acısı acımız olmuştur, halkı da  parmak izini bırakmıştır belle-
                  biçimini yansıtan şiirler yazar, coğ-  halkımız. Kısası, özlerinde her ne  ğimize. Ya da “Ritsos dediğimiz
                  rafyasının etkilerini taşıyan sanatı  kadar kendi coğrafyalarının iz-  zaman, o dilde yazan şair, şairin
                  vardır.                       lerini taşısalar da, yakaladıkları  adıyla da şiirinin gücü, anlatımı,
                                                evrensel dil, toplumsalcı içerik ve  bizdeki etkisi aklımıza gelir. Şairle
                  Doğduğum  coğrafyanın  şairleri-  insancı yönleriyle bütün insanlığın  birlikte şiirin coğrafyası gelip otu-
                  ni okuyarak sevdim şiiri. Dilimin,  ortak kalıtıdırlar.     rur.” Kavafis, “Bu şehir ardından
                  dünyanın en güzel  dillerinden biri                         gelecektir.” diye sesleniyor.
                  olduğunu bu şairlerle kavradım,  Genel özellikleriyle bir şiirin oluş-  Biz gittiğimiz yere doğduğumuz
                  öğrendim. Doğduğum memleke-   masında, şairin şiiri düşünmeye  coğrafyadan  etkiler  götürürüz.
                  tim;  Behçet  Kemal  Çağlar’a,  Ah-  başladığı andan, okuyucusuyla  Onun için buradayız. Hepimiz
   8   9   10   11   12   13   14   15   16   17   18