Page 47 - Menteşe Dergisi Sayı 9
P. 47
acaba ?” dedi kendi kendine. Ma- Selahattin. “ Olum gece uykulanı
rangoz gelince “Üsen oğlum ! Bili- terkettim. Alvarla bene bene bakıp
rim sen çok dürüstsündü. Yıllardır durla. Sanki sene götürcez, üstünü
ne işimiz vasa sene yaptırdık. Gari de bi güze örtcez deyipdurla. Za-
benim alvar tahtalarını hazır et, ten bi çeşit bi çeşit kokupduru. Bu
olu mu? Kaç pareyse benden al- kokunan uyumeyipdurun yavrım.
ceksin.” dedi. “Bakasın ölüveriz, Allahın aşgına Üsen’i çağır da alsın
alvarsız gidili mi heç orlara.” götürsün. Unun düveninde dursun
Marangoz Hüseyin dikkatlice gari.”
dinleyip “ Senin için en iyisinden Sonunda alvarlar atölyeye geri
getirtip hazırlarım. Sen heç merak gitti ve bütün aile rahat bir nefes
etme dezecim.” dedi. Hüseyin’den aldı.
söz alan Selahattin’in babaannesi Selahattin’in yıllar sonra aklına
rahatlamıştı. Fakat tahtaların eve bir şey takıldı ve babasına sordu
gelmesini istemediğinden “Hindi- ; “Alvar alvar!” diye tutturmuştu
lik senin düvende durugosun güze rahmetli babaannem. Neydi bu al-
yavrım.” diye de ilave etti. varın kıymeti ?” dedi.
Gel zaman, git zaman, içinde bir “Oğlum sadece Muğla’da ardıç
kuşku oluştu Selahattin’in babaan- ağacından yapılan tahtaya alvar
nesinin. En iyisinden hazırlattığı denir. Çok dayanıklı ve değerli bir
alvar tahtalarını düşünür, “Ya ha- tahtadır, mezarların kapatılmasın-
zırlığı olmayan hatırlı biri ölür de da kullanılır. Kendine has kokusu
Hüseyin satıverirse.” gibi kuşkulara sayesinde mezara börtü böcek gire-
kaptırırdı kendini. Bu kuşkularla mediği söylenir. Ardıç ağacı sadece
huzursuz olmaktansa, marango- kerestesi kıymetli bir ağaç değildir,
za haber göndermeyi daha uygun meyvesinden de çok yararlanılır.
buldu ve Selahattin’i yollayıp tah- Bu ağacın kutsal olduğundan da
taları eve getirtti. Hüseyin onları bahsedilir .” dedi babası.
evin girişindeki merdiven altına ti- “O zaman her yere dikilmeli bu
tizlikle yerleştirdi. Artık içi rahattı. ağaç.” dedi Selahattin. “Tohumları
“Bi ayamız çukurda de mi olum.” yok mu bu ağacın ?”
deyip, kıymetli alvar tahtalarından “Ah oğlum, öyle kolay olsa.
söz etmez oldu. Ardıç kuşu vardır, bilir misin? En
Selahattin “Alvar tahtası lafından çok o sever bunun meyvesini. O
kurtulduk .” diye sevinirken baba- ardıçla bütünleşmiştir adeta, gülle
annesi tekrar söylenmeye başladı. bülbül gibi. Ardıç ağacı ardıç kuşu
“Pek göz önüne goduk. Yağmur- olmadan, ardıç kuşu da ardıç ağacı
da yaşda ıslanısa, biri alı götürüse olmadan yaşayamazmış. Öyle duy-
emeklemiz yabana gide olum.” diye duk büyüklerimizden.”
endişelerini dile getirdi Selahat- “Desene efsane olmuş aşkları.”
tin’e. Ona göre en güvenli yer ken- “Dalga geçme oğlum. Ardıç
di odasıydı. Ağır ve taşıması zor kuşu meyvelerini yedikten sonra
tahtaları odasına taşıtmak istedi. onun dışkısının içinde yumuşar-
Selahattin bir iki arkadaşıyla onları mış tohumları. Ağacın altına bir
üst kattaki babaannesinin odasına sürü meyvesi düşer ama kendi ba-
taşıdı ve sedirin altına onun iste- şına çimlenemezmiş. Ardıç kuşu
diği şekilde yerleştirdiler. Artık onun meyvesiyle karnını doyurur,
herkes onun rahat uyuyacağından tohumları uzaklara taşırmış. Dış-
emindi. Fakat bir iki gün sonra bir kısındaki tohumların çimlendiğini
sorunu olduğunu her haliyle belli görenler keşfetmişler bu sırrı.
etti. Can yoldaşı, arkadaşı Selahat- “Alvar, alvar!” diye tutturan
tin’e açtı derdini. “Olum, şu Üsen’i babannesini rahmetle anarken,
bi da çağır, ona deyceklem va.” sessizce güldüğünü babasına fark
dedi. “Gene ne oldu nene ?” dedi ettirmedi Selahattin.

