Page 50 - Menteşe Dergisi Sayı 9
P. 50

Bir dost şarkısı gibi geçersiniz                            O gece Çine Jandarma Taburu’nda
               içimden.                      tıyor Hasan İzzettin Dinamo: “Bu   Hasan İzzettin Dinamo’nun ba-
                                             kez giysilerimi soydular. Beni çı-  şına gelenler, Nail Çakırhan’ı da
               Evet, edebiyat dünyası biliyordu   rılçıplak betonun üstüne yatırdılar.   çok korkutmuştu. “Ben Rusya’dan
               Hasan İzzettin  Dinamo’nun de-  Bacaklarımın,  kollarımın  üstüne   döndüğüm zamanlar,” diye anlatı-
               ğerini. Aydın başgediklisiyse bu   oturdular. Jandarmanın biri, ‘Şim-  yor Nail Çakırhan, “Ula kaza değil,
               adamın başını ezmek istiyordu. O   di de bu fikir zeybeğinin ağzına   nahiyeydi... Nahiye müdürü beni
               yüzden çoktan ulaştırmıştı haberi   sıçalım... Hanginiz yapacak bunu?’    polise ihbar etti. ‘Nail geldi, onu
               Çine Jandarma Taburu’na. Şair Ha-  diye sordu. O sırada biri atıldı, ‘Ça-  çarşıda gördük.’ diyor. Babamlar
               san İzzettin Dinamo, orada başına   vuşum,’ dedi, ‘ben bu işi seve seve   çok kızdı ona, zaten kalamadı, git-
               gelenleri, “Çine Gecesine Gazel”   yapardım ama biliyorsun, biraz   ti.  Bu durumu bana haber verdi-
               adlı bir şiirde dile getirdi:  önce merdiven altında bitirdim   ler: ‘Nahiye müdürü polise telefon
                                             bu işi...’ Jandarma çavuşu, ‘Bir keçi   etti, polisler gelecek.’ diye. Ben de
               Yolcu ettim bu gece sessizliği, deh-  boku kadar da mı yapamazsın?’   hemen Muğla’ya gittim, Ethem Se-
               şet geri geldi,               dedi bu kez. ‘Yapamam çavuşum.   rim’le Abidin Çakır’ı buldum. On-
               Damarlarımda kanı kurutan mela-  İstersen çöğdürürüm.’ dedi. He-  lar tertibat aldılar. Jandarma beni
               net geri geldi.               men ağzımı iki yandan ayırdılar...   savcılığa teslim etti. İfademi alıp
               Ay gökte dolundu,             Bir at sokağa işer gibi, jandarma   hakkımda  pasaportsuz  yurtdışına
               Çine jandarma taburuna,       çöğdürmeye başladı yüzüme.”    çıkmaktan dava açtılar. Bu suçtan
               Genç jandarmalar eğlensin diye  Bir süre sonra bu oyun da bitmiş,   bir ay hapis cezası verdiler, cezayı
               Aydın başgediklisince işkence em-  Hasan İzzettin hemen giyinmişti.   da erteleyip beni serbest bıraktı-
               rolundu.                      Ardından onu yatakhaneye götür-  lar...”
                                             müşler, bu kez de orada yeni bir   O sırada olup bitene, “Olay benim
               Evet, Çine  Jandarma Taburu’nda   gösteri başlayacaktı. Herkes don   açımdan tatlıya bağlanmıştı...” diye
               askerler,  binmişlerdi  otuz  üç  ya-  gömlek yatakların üstüne oturmuş,   gülüyor Nail Çakırhan: “Ama polis
               şındaki adamın sırtına... Koştur-  merakla bekliyordu. Bu arada dört   peşimi bırakmıyordu. Bir gün yine
               muşlardı onu kışlanın avlusunda   beş jandarma çevresini sarmış,   çıkıp geldiler, ‘Askere alınacaksın.’
               yalınayak... Koşturmuşlardı sivri   ‘Yat ulan yere!’ diye sırtüstü yatır-  dediler. Ben de gittim şubeye baş-
               taşların üstünde... ‘Koş ulan at,   mışlardı yere onu. Bu gösteriyi de   vurdum. Subaylığım kaldırılmış,
               koş!’ diye basmışlardı sopayı ba-  belleğine kazımıştı Hasan İzzettin   er olarak askere alıyorlar. İstihkâm
               caklarına. Üstüne üstlük, ‘Ağzın   Dinamo: “Jandarmalar, kollarımın   sınıfına verdiler. Manisa’ya çıktı.
               laf yapmasını biliyor. Koşmasını   üstüne oturarak bir tüfeğin kayı-  Jandarma eşliğinde Muğla üzerin-
               da bileceksin.’ diye azarlamışlardı.   şını bacaklarıma geçirdiler. Beni   den Aydın’a sevk ettiler. Aydın’a
               Hasan İzzettin Dinamo, “Aydın’dan   falakaya yatırdılar. Jandarmalar-  kadar jandarmanın yol parasını
               yürüyerek gelmiştik.” diye anlatı-  dan biri, meşe sopasını eline alarak   da ben ödedim. Üzerinde üç tane
               yor: “Tabanlarım patlamıştı. Sivri   hınçla vurmaya başladı. Aydın’ın   ay olan gizli bir evrakla geldim Ay-
               taşların üstünde yürümek, hele   sıcağında kilometrelerce yol yürü-  dın’a. Daracık, idrar kokan bir yere
               sırtında bir yükle koşmak çok can   müştüm zaten. Tabanlarım postal-  attılar beni. Bir gece kalacağım için
               yakıcıydı...”                 ların içinde şişmişti. Sopayı yedik-  yerin pis olmasını çok önemse-
               Çine’de  bu  işkence  yetmemiş,  ar-  çe zavallı ayaklarımın çığlıklarını   medim. O sırada içimden, ‘Eyvah,
               dından da başka bir perde açılmış-  yalnız ben işitiyordum...”   burada bana işkence ederler.’ diye
               tı. “Bu kez,” diye onu da şöyle anla-                       geçiriyorum. Hasan İzzettin Di-







    50
   45   46   47   48   49   50   51   52   53   54   55