Page 51 - Menteşe Dergisi Sayı 9
P. 51

namo’nun başına gelenler, benim  senin başına belanın nereden gel-  beş  yaşındaki  ağabeyi  şehit  düş-
                  başıma da gelebilir diye düşünüyo-  diği anlaşılıyor.” Ardından da bir  müştü. Ne var ki yarbay, bunlara
                  rum...” Ne var ki Nail Çakırhan’ın  tomar kâğıda el koymuşlardı.  hiç kulak vermemiş, “Aptal asker!”
                  şansı yaver gitmiş, korktuğu başı-  O yıllarda okullarda okumuş bi-  diye kızmıştı öksüzler yurdunda
                  na gelmemişti: “Allahtan fazla tut-  rini asker ocağında bulmak pek  büyümüş, şehit oğlu Hasan İzzet-
                  madılar. Tam ne olacak diye kara  kolay değildi.  O yüzden Hasan  tin’e: “Sen kendini ne sanıyorsun?..
                  kara düşünürken dışarı çıkardılar  İzzettin Dinamo’yu çavuş kursu-  Sen bir kez düşmanların ağına ya-
                  beni. Çay ikram ettiler. Anlaşılan  na matematik öğretmeni olarak   kalanmışsın... Senin için kurtuluş
                  yine Abidin Çakır’la Ethem Serim,  vermişlerdi. Bu yetmemiş, ayrıca  yoktur. Haydi, al şu kitabı da gö-
                  bu işe el koymuşlardı. Muğla Jan-  çavuş adaylarına okuma yazma da  tür kitapçıya geri ver... Bir daha da
                  darma Komutanlığından Aydın’a  öğretiyordu. Üstüne üstlük, koğu-  böyle sakıncalı kitapları garnizona
                  haber göndermişler. Aydın’dan  şun nöbetçiliğini, temizliğini de  sokma.”
                  İzmir’e, oradan da Manisa’ya yine  yüklemişlerdi bu sakıncalı aske-  Ege’nin bu güzel köşesini çok sev-
                  jandarma ile gönderildim. Yol  re.  Bu  arada Hasan  İzzettin fırsat  mişti Hasan İzzettin Dinamo:
                  masrafları yine benden. Yoksa jan-  buldukça kentteki bir kitapçıdan  “Muğla, iklimce Akdeniz’in mavi
                  darma ile birlikte o yolu yaya gide-  kiralık kitaplar alıp okuyordu. Bir  şemsiyesi altında bulunuyordu.
                  ceğiz...”                     gün Karamozov Kardeşler’i okur-  Yumuşak, tatlı bir havası vardı.
                  Daha sonra Hasan İzzettin Dina-  ken birdenbire başucunda garni-  Güneşli, güzel günleri daha çoktu.
                  mo ise kendini Muğla’nın ortasın-  zon komutanı yarbay belirmişti.  Kışın, kar yerine durmadan yağ-
                  da bulmuştu. Kentte ahşap ağırlıklı  Yarbay, “Ne okuyorsun, yasak  mur yağıyordu. Bütün insanlar da
                  eski evler hemen dikkatini çekmiş-  kitap  mı?”  diye  sorduğunda,  “Ki-  bu ılıman iklim içinde yumuşuyor-
                  ti. Asıl önemlisi de iki jandarma  tapçıdan emanet olarak aldığım  du. Dinginlik her şeye egemendi.
                  eşliğinde halkın arasından kışlaya  bir kitap...” diye karşılık vermişti.  Sıkıntılı bir askerlik bu hava içinde
                  doğru  geçip  giderken  hiç  kimse  Yarbay, okumaya düşkün bu askeri  anlaşılmadan geçiyordu.”
                  dönüp bakmamış, hiç kimse laf  hiç dinlemeden elinden kitabı alıp  Gel zaman git zaman Hasan İzzet-
                  atmamıştı. Kışladaki karşılamaysa  gitmişti.                tin Dinamo’ya yine sürgünlük gö-
                  Hasan İzzettin Dinamo’nun tuha-  O  gün Hasan İzzettin hiç  aklına  rünmüştü. Karargâhın avlusunda
                  fına gitmişti: “Alay karargâhının  gelmedik böyle bir bela almıştı ba-  arabaya yerleşirken Albay Celalet-
                  önünde durduğumuzda ufak yapı-  şına. Ertesi gün kendini tabur ko-  tin Bey uğurlamaya gelmişti. “Bu
                  lı, sevimli bir albay önde, sekiz on  mutanının karşısında buldu: “Siz,  sırada en çok içime dokunan,” diye
                  daha küçükçe rütbeli subay dışarı  bu memleketin yüz karasısınız.”  anlatıyor Hasan İzzettin Dinamo:
                  döküldü. Hepsi bizi görmeye gel-  diye azarlamıştı komutan: “Sözde  “birkaç dört ayaklı arkadaşımı bu-
                  mişti. Cepheden, sağdan, soldan  okumuş yazmış adamlarsınız ama  rada yazgılarına bırakıp gitmem-
                  yüzlerimize bakıyorlardı. Belki  kafalarınızda bir damlacık akıl  di. Kısa bacaklı bir çoban köpeği
                  pantolonlarımızın  arkasında  sak-  yok. İşiniz gücünüz bu güzel mem-  kırması  olan  kalın  sesli  köpeğim,
                  lı kuyruklarımızın olduklarından  leketi tutup üç beş kuruşa Moskof-  üç fino arkadaşıyla cibin yanında
                  bile kuşkulanıyorlardı...”    lara satmak!”                 dizilmiş,  kuyruklarını  sallayarak
                  Asker kaçağı şair Hasan İzzettin’i  Tabur komutanı yarbayın bu söz-  bana  bakıyordu...”  Bu  arada  Al-
                  kışlada didik didik aramışlardı.  leri,  Hasan  İzzettin’in  çok  ağırına  bay Celalettin Bey’e, “Albayım, sağ
                  O sırada şairin çantasından koca  gitmişti: “Yarbayım!” diye karşı  olun!..” demişti Hasan İzzettin Di-
                  bir  tomar daktilo kâğıdı  yere dö-  çıktı: “Bana böyle rasgele hakaret  namo: “Komutanız altında hiç hır-
                  külmüştü. İri yarı bir yüzbaşı me-  etmeye hakkınız yok. Benim bü-  palanmadan burada üç yıl askerlik
                  raklanmış, “Ne yapacaksın bu kâ-  tün sülalem bu vatan uğrunda can  yaptık...” Hasan İzzettin’in gözü-
                  ğıtları?” diye sormuştu. “Ben bir  verdi. Erkekler, Rus cephesinde,  nün önünden hiç gitmiyordu ayrı-
                  yazarım.” demişti Hasan İzzettin  Sarıkamış’ta açlıktan şehit oldular.”  lık sahnesi: “Asker şoför gaza bastı.
                  Dinamo: “Fırsat bulursam roman  Böyle karşı çıkmakta Hasan İzzet-  İyi kalpli Albay Celalettin Bey’le
                  yazmayı düşünüyorum.” Bu kez  tin yerden göğe kadar haklıydı: Ba-  köpeklerim oldukları yerde dur-
                  subaylar, “Yayımlanmış kitabın fi-  bası Ahmet Çavuş, o daha doğma-  muş, arkamdan bakıyorlardı. Batı-
                  lan var mı?” diye dudak bükmüş-  dan önce türküler yakılan Yemen’e  ya doğru bir gidişti bu. İki tüfekli
                  lerdi. Asker kaçağı şair de karşılık  gitmişti. Ardından Balkan Sava-  kıta çavuşunun eşliğinde Aydın’da
                  vermişti: “Yayımlanmış birkaç ki-  şı’na katılmıştı. Daha sonraysa  beş  trene bindirilerek yola çıkarıldım.
                  tabımla, pek çok şiirim var dergi-  altı yaşındaki Hasan İzzettin iki acı  Nereye gideceğimi son dakikaya
                  lerde...” Babacan tavırlı albay bak-  birden görmüştü. Birinci Dünya  kadar söylemediler. Günler sonra
                  mış, bakmış da gülmüştü: “Desene,  Savaşı’nda hem babası hem de on  Erzincan’da trenden indik.”
   46   47   48   49   50   51   52   53   54   55   56