Page 49 - Menteşe Dergisi Sayı 9
P. 49

YOLU MUĞLA’YA
                           NECATİ YILDIRIM
                           Eğitimci - Yazar
                                                      DÜŞEN EDEBİYAT ADAMI



                          aşar Kemal’in “Edebiya-  anlatıyor Hasan İzzettin Dina-  gisinde  şiirler yayımlamaya baş-
                          tımızın büyük ustaların-  mo: “Yörük Ali Efe’nin yıllar önce  lamıştı. Sonra 1931’de Sivas Öğ-
                          dan biri” diye nitelediği  Yunanlıları  kovaladığı  Menderes  retmen Okulunu bitirdiğinde iki
                  YHasan İzzettin Dinamo,  Ovası’nda, iki silahlı jandarmanın  arkadaşıyla “Atsız Kitap” adlı ortak
                  otuz üç yaşında Muğla’ya sürgün  ortasında Aydın’la Muğla arasın-  bir şiir kitabı çıkardı. O zaman
                  oldu asker kaçağı olarak. O güne  daki kilometrelerce yolu almak  eleştirmen Nurullah Ataç, “Hasan
                  dek yüzü hiç gülmemişti... Bu ta-  üzere yürümeye başladık. Elleri-  İzzettin...” diye yazmıştı, “Bu adı
                  lihsiz genç adam, nedense yakasını  mizde birer de çantamız vardı...”  unutmayın, pek yakında size güzel
                  kurtaramıyordu devletin elinden  Yakıcı bir yaz güneşi altında gider-  şeyler verirse hiç şaşırmayın!” Ma-
                  bir türlü. Ya hapislerde yatıyor ya  ken Büyükmenderes Nehri’ne gel-  latya’da, Adıyaman’da öğretmen-
                  da polisle kovalamaca oynuyor-  mişlerdi. Köprü bozuk olduğu için  lik yapan Hasan İzzettin Dinamo,
                  du!..                         kayıkla geçmişlerdi karşıya. Yol  daha sonra da Gazi Eğitim Ensti-
                  İşte genç Hasan İzzettin, yine po-  gide  gide  bitmek  bilmiyordu,  ak-  tüsüne girdi.
                  lisle kovalamaca oynarken ya-  şam karanlığı çökmüştü Çine Jan-  O yıllarda yayımladığı toplumcu
                  kalanıp 1942’de askere alınmıştı.  darma Taburu Kışlası’na geldikle-  şiirleriyle Hasan İzzettin polisin
                  Memleketin uzak bir köşesine, Ga-  rinde.  Sivri  taşlarla  döşeli  avluya  ilgisini çekti. Okulu bitireceği sıra-
                  ziantep’e bağlı İslahiye’ye sürgün  girdiklerindeyse bir jandarma, bu  da hem bir şiiri hem de bir bildiri
                  oldu. O sıralarda askerî mahkeme,  sürgün gelen askerlere posta koy-  yüzünden dört yıla hüküm giy-
                  bu genç adamı bir şiirinden ötürü  muştu: “Nerede kaldınız yahu?..”  mişti. Ankara’da hapis yatarken bir
                  bir kere daha hapis cezasına çarp-  demişti, “Nerede kaldınız yahu fi-  yandan da yine durmadan şiirler
                  tırmış, üstelik bu cezayla yetinme-  kir zeybekleri?..”     yazdı. Bu arada “Deniz Feneri” adlı
                  miş, bir yıllık askerlik hizmetini de  Evet, elleri kelepçeli iki genç, Çine  bir şiir kitabı çıkardı. 1939’da ha-
                  yakmıştı. Sonra da onu apar topar  jandarmasının deyimiyle fikir zey-  pisten çıktıktan sonra yazdığı şiir-
                  trenle yola çıkarmışlardı Aydın’a  beği sayılıyordu. Yedeksubay oku-  leriniyse, eleştirmen Asım Bezirci
                  doğru.                        lunda eğitim görürken düşüncele-  şöyle değerlendiriyor: “Ses ve Yeni
                  Hasan İzzettin  Dinamo, Aydın’da  rinden ötürü okuldan atılmışlardı.  Edebiyat’ta çıkan toplumcu şiirleri
                  trenden inip sora sora jandarma  Aydın  başgediklisi ise asıl fikir  yankı  yaratır.  Bunlar  barışa,  öz-
                  komutanlığını bulmuştu. Elinde  zeybeği yani düşünce efesi olarak  gürlüğe, mutluluğa, kardeşliğe du-
                  kapalı bir zarf içinde evrakla yol  yaşlı adamı göstermişti. Neydi ada-  yulan özlemle, gelecek güzel gün-
                  gelmişti günlerce. Ne var ki daha  mın suçu?..              lere beslenen umutla donanmış
                  nereye gideceğini bilmiyordu.  1928 yılında Serveti Fünun der-  şiirlerdir. Hapislik günlerini, yurt
                  Komutanlığın merdiveni altın-                               gerçeklerini dile getiren şiirler.
                  da, taşların üstünde yatarken yine                          İnsan sevgisinin doğa sevgisiyle,
                  kendi  gibi iki sürgün  genç asker-                         gerçeğin hayalle kol kola yürüdüğü
                  den öğrendi. “Hasan amca,” dedi                             soluklu şiirler.” Örneğin, şu dizeler
                  o  gençlerden  biri:  “bizi  Muğla’ya                       insanı sımsıcak nasıl sarmalıyor:
                  vermişler. Sen de oraya gidiyorsun.
                  Muğla, söylendiğine göre iyi bir                            Sizin şarkınızı söylüyorum
                  yermiş. Ama devlet orayı sürgün                             Yirmi birinci asrın insanları:
                  yeri olarak görüyormuş. Bütün                               Dolaşacaksınız dünyayı
                  sürgünleri hep oraya yolluyormuş.”                          Evinizin bahçesini dolaşır gibi
                  Daha sonra  jandarma komutan-                               Ve giyeceksiniz bahtiyarlığı
                  lığındaki bir başgedikli, sürgün                            Çiçek kokulu br çamaşır gibi.
                  gönderilen yirmi yaşlarındaki iki                           Harp yok
                  genci birbirine kelepçelemişti. Ha-                         Darp yok artık
                  san İzzettin’i ise belki de ikisinden                       Ve gözyaşı ancak
                  de on on beş yaş büyük olduğu için                          Bir ölüler
                  kelepçeye vurmamıştı. “Başgedikli                           Bir de aşk için dökülür.
                  bizi yayan olarak yola çıkardı.” diye                       Yirmi birinci asrın insanları
   44   45   46   47   48   49   50   51   52   53   54