Page 39 - Menteşe Dergisi Sayı 13
P. 39

Ahretlik
                              İsmail ZORBA                                                    Ahretlik
                              Şair






                       nnesine seslendi, herhâl-  ekmek teknemiz. Yüreğindeki   kıymetliydi değil mi? Evimiz-
                       de yine tezgâhının başın-  hüzne gözyaşları eşlik edi-  deki hayat tezgâhımızın tık tık
                  Ada diye düşündü. Avluya      yordu. Gözyaşlarını silerken   tak seslerinden anlaşılırdı. O
                  çıktı, bahçenin arka tarafına   hafifçe öksürdü.            sesler sabrımız, tevekkülümüz,
                  bakan yoldan müştemilata yö-  “İnci kızım, gonca kızım. Gel   bereketimizdi. Ah şu duvarların
                  neldi. Kapının önünde içeriden   içeriye, onca zamandır pence-  dili olsa da şahitlik etse. Ne
                  ses geliyor mu diye bekledi.   renin önünde niye bekliyor-  zorluklara göğüs gerdik ama
                  Sonra pencereye yöneldi.      sun?”                         hep dimdik ayakta durduk.
                  Annesini gördü tezgâhın       diye seslendi yaşlı kadın.    Hep bu tezgâh sayesinde!”
                  başında. Tezgâhın önündeki    Kızı kapıyı açtı, sessizce tıpkı   O sırada kapının önünde bir
                  pencereden giren güneş ışıkları  çocukluğundaki gibi ocağın kö-  tıkırtı duyuldu.
                  beyaz tülbentli başının üzerine   şesindeki her zamanki yerine   “Ablalarım gelmiş.” dedi.
                  yansıyordu. Gözyaşlarına engel  oturdu; huşu içerisinde annesi-  Yaşlı kadın, “Ne bekliyorsunuz
                  olamadı. Burası annesi için bir   ni izlemeye koyuldu.      kapının önünde inci kızlarım,
                  mescitti adeta. Bu tezgâhta   Yaşlı kadın dokuma tezgâhının   gonca kızlarım. Haydi gelin siz
                  dokunan her kumaşı ibadet     önünde son çözgüsünü çekti,   de vedalaşın can yoldaşımızla”
                  aşkıyla dokurdu. Beş kız karde-  düğüm attı. Atkıları çözdü. Tez-  Her biri birbirinden çekinerek
                  şin çocuklukları, gençlikleri bu   gâhtan ayrılan kumaşı itinayla   sessizce içeri girdiler. Yıllardır
                  odada geçmişti.               katladı. Pencerenin önündeki   oturdukları yerlerine oturdular.
                  Sabahleyin ezan vakti kal-    tahta sedirin üzerine bıraktı.   Yüzlerinden karmaşık duygular
                  karlar, abdest alırlar, namaz   Son dokuma, tam yirmi metre.   yaşadıkları belli oluyordu. En
                  kılarlardı. Annesi hiç bir işe   Sarı, beyaz ve yeşil ipliklerle   küçükleri:
                  abdestiz ve besmelesiz başlan-  harmanlanmış zar dokuma     “Benim güzel, cennet koku-
                  mamasını tembih ederdi. Ne    kumaşa gururla baktı ve konuş-  lu annem. Biliyorum ondan
                  zaman tezgâhın başına geçse   maya başladı.                 ayrılmak canından bir parçayı
                  gözyaşları eşliğinde dualar   “Gençliğimde yirmi metre      koparıyorlarmış gibi geliyor.
                  eder. Besmele çekerek ilk çöz-  kumaşı iki günde dokurdum.   Hepimiz aynı duygular içerisin-
                  güyü çekerdi.                 Bunu ise kaç ay geçti hatırla-  deyiz lakin hayırlı bir işe vesile
                  Pencerenin önünde değil sanki   mıyorum. Çok şükür bitirmek   olacak tezgâhımız. Belediyenin
                  içeride ocağın önünde küçük   nasip oldu.”                  restore ettirdiği müze evde
                  elleriyle mekiklere iplik sarı-  Arkasını dönüp boynunu eğip   sergilenecek. Onun sayesinde
                  yorlardı. Birbirleriyle yarışırlar-  kızına baktı, sağ elini uzattı.   hikâyemizi her ziyaret eden
                  dı, kim daha çok mekik saracak   Kızı hemen yerinden kalkıp   öğrenecek.”
                  diye. Renk renk iplikler, çeşitli   annesine elini uzattı. Yaşlı   Ortanca olanları, “Ayşe, sen
                  desenlerde dokumalar. Bu do-  kadın kızının uzattığı eli kendi-  belediyeye teslim edilecek
                  kumalardan yapılan çarşaflar,   ne destek edip yavaşça ayağa   hikâyeyi yazdın değil mi? Bili-
                  gömlekler, entariler ve daha   kalktı. Sonra bir yandan dualar   yorsun yazdığın hikâye sadece
                  neler neler.                  etmeye bir yandan da tezgâhı-  yazılı olarak sergilenmeyecek,
                  Kapıya yöneldi, elleri kapının   nı okşamaya başladı. Tezgâhın   ziyaretçiler dinlesin diye ses-
                  tokmağındayken karar de-      her tarafında ellerini gezdirdi.   lendirilecekmiş de”
                  ğiştirdi. Bırakayım da annem   Sürgü tahtasının önünde dur-  Ayşe, “Evet annemden dinle-
                  tezgâhıyla vedalaşsın diye    du. Öptü ve alnına koydu.     diklerimi ve birlikte yaşadık-
                  düşündü. Ablalarım da gelecek   “Malın hakkını nasıl vermek   larımızı derleyip hikâyemizi
                  bugün. Aslında hepimiz veda   gerekirse maldan hakkını helal   tamamladım. Dinlemek ister-
                  edeceğiz ekmek teknemize.     etmesini istemek gerekir,     seniz okuyayım”
                  Her birimizi okutan, meslek   kızım. Kaç yıllık ekmek tekne-  Yaşlı kadın bir gözü ocağın ba-
                  sahibi yapan ve de evlendiren   miz. Hepimiz için ne kadar da   şındaki çerçeveye takılı, “Oku



                  Menteşe Kültür-Tarih-Sanat  / İsmail ZORBA                                devamı sayfa 40’da




             39 39
   34   35   36   37   38   39   40   41   42   43   44