Page 78 - Menteşe Dergisi Sayı 9
P. 78

lar,  eski  savaş  anılarını,  gençlik
               günlerini yâd ederlerdi. Birbirleri-
               ne tarlalarında yetişen ürünlerden
               söz ederler, tarımsal deneyimle-
               rini ve gözlemlerini aktarırlardı.
               Daha genç olanlar kenarda sessiz-
               ce izlerdi. Büyüklerin sözüne karşı
               çıkmak veya karışmak o zamanlar
               olası değildi.
               Bazı tiryakiler nargilelerini fokur-
               datırlar, kallavi (kulpsuz, ağzı ge-
               niş, dibi dar) fincanlardan kahveler
               höpürdetilerek içilirdi. Sözü geçen
               ve çevrenin önde gelen yaşlıları
               kendi kahve fincanlarını önceden
               kahveciye teslim ederler, onların       Keyfoturağı
               kahveleri kendi fincanlarında bir
               bardak  soğuk  su  eşliğinde  ikram
               edilirdi. Soğuk su, özellikle hatırlı
               müşteriler için tulumba veya kova   haları arasında oyunda galip ayrıl-  bettir.
               ile kuyudan taze çekilmiş olmalıy-  mak için uğraşırlardı.   Ethem Çavuş, o gün bağında yetiş-
               dı. Soğuk suyun bekleyenden ya da   Burada, ikisi de, rahmetli olan iki  tirdiği ve arkadaşının beğeneceğini
               testiden verilmesi bazı müşterile-  yaşlı arkadaşın dostça sohbetinden  umduğu üzümden birkaç  salkım
               rin tepkisini çekebilirdi de…  söz etmek istiyorum.         götürür. Gerçekten H.İbrahim
               Tavla, dama, domino veya kâğıt   Ayakkabıcı Baki Karaefe’nin ba-  Dayı yediği üzümü çok beğenir.
               oyunları da yaygın olarak oynanır,   bası Ethem Çavuş’un evi Tozlu  “Ethem, bu yıl bu üzümün omcala-
               çok iddialı, atışmalı tavla maçları   kahvenin hemen yanındadır. Ya-  rından 10-15 çubuk ayarla, benim
               çevresine epeyce kişiyi toplardı.   kın arkadaşı, akrabası ve komşusu  bağa da dikeyim.. Ayrıca gene ge-
               Rakibini demoralize etmek için   Arabacıların Halil İbrahim Dayı  lecek yıl da 10-15 çubuk isterim!”
               yıldırıcı  ve  iğneleyici  sözler  söy-  ile kahvede her gün beraberdirler.  der.  Ethem Çavuş’un  cevabı:   “H.
               lenir, rakibin kızarak oyunu terk   Eski günlerden anlatıp bağ bahçe  İbrahim,  sen bu  yıl verdiğim çu-
               etmesi için elinden geleni yapan   işlerinden söz ederler. Ethem Ça-  bukları dik de gelecek yıl, Allah ke-
               oyuncular,  çevredekilerin  kahka-  vuş da oğlu gibi şakacı ve hoş soh-  rim. Belki bu kış “davranıveririz”
                                                                           olur.
                                                                           İşin trajik yanı, gerçekten o kış
                                                                           H.İbrahim dayı Hakkın rahmetine
                                                                           kavuşmuştur.
                                                                           Tekrar her ikisini rahmetle analım.
                                                                           Benim üzerinde durmak istediğim
                                                                           kahve sohbetleri kadar kullanılan
                                                                           “kilit” sözcüğün derinliğidir. “Dav-
                                                                           ranıveririz”in kuytularında, ölümü
                                                                           hiçe sayma, alaya alma, tevekkül,
                                                                           inanç, dostluk, olgunluk, yaşamı
                                                                           bir şaka gibi kabul etme gibi güzel
                                                                           dilimiz Türkçenin bütün incelikle-
                                                                           rini tadabiliriz.
                                                                           Bu sözcük, Muğlalıların dilimizi
                                                                           kullanmadaki ustalığını ve dil sev-
                                                                           gisini göstermesi açısından beni
                                                                           çok etkilemiştir.
                                                                           MESCİT
               MUĞLA - KARABAĞLARDA ÇOCUKLUĞUMUN GEÇTİĞİ BAĞ EVİ (Bahçesinde üç dev ceviz ağacı, bir dut, bir   Hemen kahvelerin tamamında -
               de akasya vardı. Yer çimenlerle kaplıydı. 20 metre ötede kuyunun üstündeki asma çardağı koyu bir gölge oluşturur-
               du. 45 yıldan beri oturmasına esaslı bir onarım görmemesine karşın dimdik ayakta duruyor.)  Keyfoturağı Süpüroğlu arasında







    78
   73   74   75   76   77   78   79   80   81   82   83