Page 64 - mentese_10
P. 64

geçemeyeceğim. Nesîmî Klâsik Türk   kırılığı yahut inançsızlığı ifade için”   yerek de olsa gizlenmesi gerekenleri
               şiiri kalıplarını, yine bu edebiyatın   kullanılmaktaydı ve bunlarda devle-  ifşâ etti’ şeklinde beyan eder.  Emir
               verdiği imkân nispetinde zorlayarak   tin resmî ideolojisine aykırılık esas-  Kemâleddin ise ‘Na’îmî nefhalarının
               hatta bunları kendine râmederek   tır. Nesîmî’nin yolu  Kur’ân’da; “Doğ-  koklayanı ve Nesîmî olarak tanınan
               heyecanlarının ilk hamlelerinden   ru yoldan çıkma, yanlış yola sapma”   Seyyid İmâdü’d-dîn, genç yaşlarında
               doğan çağrışımlarla şahsiyetini ve   anlamında birkaç yerde geçen ilhad   âşık, ârif ve âgâh oldu. Bâtından ge-
               duygu dünyasını oldukça açık bir   kelimesine çıkmış görünmektedir.   len ve tufana benzeyen nefsi gönlü-
               şekilde ifade etmeyi başarmıştır.   İbn Arabî’nin sistemleştirdiği vah-  nü coşturdu, karıştırdı. O deryanın
               Çünkü Nesîmî, bir sanatkâr olarak   det-i vücûd felsefesi üzerinden ba-  kaynayışı harf ve kelime sadefleri
               ferdiyetiyle kendini, şahsiyetiyle de   kıldığında ise Nesîmî’nin  şiirlerini,   (olan) sır cevherlerini kenara getir-
               içinde yetiştiği cemiyeti temsil eder.   bu anlayış içinde Hurûfîlikle örerek   di. Hakikat âriflerinin kulaklarına
               Her şeyden önce tarihî, sosyal ve   Türk edebiyatına yerleştirdiği ve   lâyık olan cevherlerin üzerine, dış
               iktisâdî zorunlulukların bir ürünü   hatta bu yolda ölümü bile göze aldı-  görünüşü sevenlerin gözleri düşün-
               olduğunun farkındadır.        ğı  görülür.  Düşünce  ve  söyleminin   ce onları anlayamayarak muahezeye
               Nesîmî, İslâm medeniyeti içinde   çıkış noktasında:         başladılar’ diye açıklamalarda bulu-
               yetişmiş ve sanat dehasını bu mede-     Deryâ-yı muhit cûşa geldi/   nur.
               niyetin kuralları çerçevesinde ören   Kevn ile mekân hurûşa geldi  Bütün bu hususlarda Nesîmî’nin
               bir şair olarak özellikle İslâmî Türk      Sırr-ı ezel oldı âşkârâ/ Ârif   dil ve üslûbunu kurgularkan in-
               edebiyatı çerçevesinde ve bu ede-  nice eylesün müdârâ      san-Tanrı benzetişleri üzerinden,
               biyatın kuruluş aşamasında büyük   şeklindeki şiir gelir. Bu şiirin mânâ-  insan vücudunun hangi  uzuvların-
               emeği olan bir sanatkârdır. Bu edebî   sı: “Herşeyi kuşatan okyanus co-  dan istifade edilerek Tanrı aşkının
               gelenekte tekrarlanan mazmunlara   şarak  kâinat  da  bu coşkudan  na-  dile getirilebileceği ve bunların
               getirdiği yenilikler yanında, samimi   sibini alıp oluşunca, ezel sırrı diye   delâlet ettiği mânâ ve remizlerin
               bir inanç ve lirik bir söyleyişin ifade-  bilinen ve  bir Hadis-i Kudsî’de  vü-  neler olabileceği gibi hususlara dik-
               si olan şiirleriyle başta Âzerî Türk-  cut bulan Tanrı sözü: “Ben gizli bir   kat çekmesi rol oynar. Özellikle bu
               çesi’nin kendisinden sonra gelen en   hazineydim, görünmeyi diledim/  uzuvların vasıfları ile Nesîmî’nin şi-
               büyük temsilcisi Fuzûlî olmak üzere,   sevdim(ahbabtu)” sırrının nişane-  irinde bulduğu karşılıklar estetik bir
               Anadolu’da yetişen pek çok şaire de   si olan “Küntü kenzen mahfiyyen”   heyecanın tezahürüdür. Nesîmî’nin
               etki etmiş kendisine nazireler söy-  ve “Kün emri(ol dedi ve oldu) âyeti   şiiri insan yüzünde bitip tükenmez
               lenmesine imkân sağlamıştır.   açığa çıkar. “Bu durumdan haber-  bir ilham kaynağı bulmuştur.  Yüz,
               Nesîmî’nin sanat hayatını iki dev-  dar olan ârifler buna nasıl kayıtsız   Cemâlu’llâh’a delâlet eder ve Tan-
               re hâlinde incelemek mümkündür.   kalsın? diyen Nesimî’nin ruhu da   rı’nın tecelli makamıdır. Kuvvetli
               Buna göre şairin 1 mesnevî, 40 ga-  âdeta coşar ve bu ezelî aşk sırrının   bir imana sahip olduğu sezilen şair,
               zel ve bir Türk nazım şekli olan 50   cazibesine kapılır. Bu sırra vakıf olan   bu yönüyle bazen kuru ve didaktik
               tuyuğ söylediği birinci devre, iyi bir   Nesîmî’nin dili, tasavvufî metinlerde   bir ruh kazanır. İnancının tezahürü
               tahsilin ardından ortaya çıkan genç-  bazı terimlerle karşılanan remizlere   olan fikirler onu samimi bir heye-
               lik dönemi söyleyişlerini kapsar. Sa-  dönüşerek anlaşılması zor mânâlar   can, aşk ve vecde sevkeder.
               nat hayatının ikinci devresini teşkil   kazanır.            Nesîmî’nin şiirlerinde en fazla dik-
               eden ve ölümüne kadar süren zaman   Kendisinden sonra kaleme alınan   kat çeken hususlar sevgili ile onun
               diliminde ise ona asıl hüviyetini ka-  tezkirelerin Nesîmî’nin bu yönü-  güzellik unsurları olan yüzü, alnı,
               zandıran söyleyişleri gelir. Bu süreç-  ne  vurgu  yaptıkları  görülür,  ancak   gözü, kaşı ve kirpiği; dudağı, dişi
               te hayatına Hurûfîlik ve kendisine   değerlendirmelerinde onun dil ve   ve sözü; saçı; beni; boyu ve belidir.
               şeyh ittihaz ettiği Fazlullah-ı Hurûfî     söyleyişini tahlil ve tenkitten uzak-  Nesîmî tasavvufî mânâlar taşıyan bu
               dahil  olur.   Bu  dönemde,  zihninde   tırlar. Bunlardan Âşık Çelebi, Meşâi-  unsurları dile getirirken sanat anla-
               ve  ruhunda  oluşan  öğrendiği  aklî   rü’ş-Şu’arâ’sında şairin; ‘aşk nesimi-  yışına has hazineyi ortaya koyacak
               ve naklî ilimlerle çözemediği sırla-  ne mazhar düştüğünü, fakat nefsini   edebî sanatları, yapmacıklığa kaç-
               rı sorgulamaya başlar. Sorularının   terbiyede yanlış yola saptığını ve şi-  madan doğrudan doğruya ve ustaca
               cevaplarını büyük ölçüde Hurûfîlik   irlerinde zındıklık kokusu’ sezildiği-  kullanmıştır. Tenasüp, cinas, iştikak
               içinde bulur. Mevlânâ’nın tesirinde   ni söyler. Lâtifî Nesîmî ve şiirlerinin   ve tevriye ile hüsn-i ta’lîl sanatla-
               olan ruhu, oradan bir anda batınî   mânâsı üzerine ihtiyatlı ve temkinli   rına  şiirlerinde başarıyla yer verir.
               inanışlara sıçrar. Bu durum, devrin   bir dil kullanarak tezkiresinde; ‘mes-  Yine Klâsik Türk edebiyatının ilham
               ulemasınca anlaşılması ve kabul   leğinin sırlarını öğrenmek isteyen   kaynaklarını teşkil eden Kur’ân’dan
               edilmesi mümkün olmayan zındık-  divanlarında yazılmış olan mukatta-  âyetler ve Peygamber’den hadislerle
               lık veya mülhidlik yoludur.  Zındık   at ve rubâiyyata baksın’ der. Hasan   ördüğü şiirlerinde iktibas sanatına
               ve mülhid kelimeleri, “ ehl-i sünnet   Çelebi Nesîmî hakkındaki fikirleri-  has bilgisini sıkça ve şuurlu olarak
               denilen Ortodoks müslümanlığa ay-  ni; ‘ aşk, aklına üstün geldi, isteme-  kullanır.








    64 64
   59   60   61   62   63   64   65   66   67   68   69