Page 28 - Menteşe Dergisi Sayı 13
P. 28
Ömrümün bütün yazları yurt Kuluçkaya yatan tavuğun altına liği mi anlayamadım.
dedikleri bir iki minik odalı bir koyacak günlük birkaç yumur- ***
damın önündeki tarlada geçti. taya ihtiyacım vardı. Haydi Öylesine çok öyküsü vardı ki
Gece ülker doğmadan çalış- gidelim. Ayşe Teyzede buluruz, yaylanın, kalemim hangisine
maya başlardım. Gün batarken dedi komşum. Varıp kapıyı çal- değse her birinin romana dö-
aklımda yarına kalmış birçok dık. Şalvarlı, yaşlı bir adam açtı nüşeceğini biliyordum.
işle kıvrılıp yatardım. “Ek, dik, kapıyı. Buralardan olmadığı her “Fui!” dedi yine.
bak, topla, diz, kurut…” dilim- halinden belliydi. Vazgeçtim yazmaktan.
deki sözcükleri toplasan yüzü Komşum görünce kekeledi: Binek taşından kalktım. Yürü-
bulmazdı. Ekimde göç göç çi- “Yumurta… ..teyze … amca…” yüşüme devam edecektim ki;
çeklerinin açmasını dört gözle Adam yüzümüze baktı. Belli ki “Fui fui” (gitti gitti) dedi bu kez.
beklerdim. Türkçe bilmiyordu. Bahçenin Giden miydim, kalan mı farkın-
Yayla mı? Adını bile duymak bir köşesinde çalışanlara ses- da değildim.
istemiyorum.” lendi. Bir çocuk koşarak geldi. Soğuk bir rüzgâr esti dorukları
*** “Biz, Ayşe Teyzeden yumurta karlı dağlardan. Üşüdüm.
Yaşlı kadının özellikle de son almaya gelmiştik.” dedi kom- Varıp kapı tokmağına usulca
cümlesi günlerce aklımdan şum. dokundum; pasını silercesine
çıkmamıştı. Çocuk: okşadım, okşadım. İstedim ki
“İşi olsun olmasın hemen her “Ayşe Teyzeyi bilmiyorum.” bir zamanlar berekete dostluk-
gün yaylaya uğramadan dura- dedi. “Burayı biz aldık. Burası lara ve sevgilere ardına kadar
mazdı. Bahçede ister dolaşsın bizim.” açılan bu kapılar, dünü yarına
ister çalışsın radyoda mutlaka Yaşlı adamın seslenişinden ve taşımayı sürdürsün.
güzel şarkılar çalardı. Gün çocukla konuşmasından Suri- “Fui!” dedi. “fui!”, “fui!” “fui!”
batarken bir ufak kadeh alınca yeli olduklarını anlamıştım. Başımı kaldırdım. Kapının üs-
dünyası daha da değişirdi. Yaz Çocuk; “Yallah!” komutuyla tündeki dallar arasından bana
ortasında bir ay kaybolurdu. tarlada çalışan kadınlara ve bakıyordu. Gagası kehribar;
Göçmüyorsunuz. Yazları bura- çocuklara doğru seğirtirken; tüyleri kara elmas... Öylesine
da yaşamak isteyen bir dostum “Mae alsalama” dedim... güzel, öylesine sevimliydi
var, kiralar mısın, dedim. Adamın yüzü dalgalandı. Bu, ki kalbimin ta derinlerinden
Yutkunmaya çalıştı. Boğazında- bir sevinç miydi, yoksa hiç um- “Varsın adı kara, kuşları kara,
ki düğümü görünce şaşırdım. madığı bir yerde ve zamanda ağaçları kara olsun yeter ki
“Ben,” dedi. “Yaylasız ölürüm.” kendisine kendi dilinde “Hoşça yazgısı “kara” olmasın bu eşsiz
*** kalın!” denmesinin bir tedirgin- yaylanın.” dedim.
Menteşe Kültür-Tarih-Sanat / Hamdi TOPÇUOĞLU
28 28

