Page 26 - mentese_10
P. 26

Ekrem, ne yapacağını şaşırdı. Mi-  lardan gelen sesini zorlukla duya-  tiyordu. Deniz yarılmış hepsi içine
               sinayı kesse, balık yara alsa da kur-  bildi. Kızgın kızgın: “ Sen arkadaş  girmişlerdi…
               tulabilir, ama o zaman sevgilisini  mısın be!” dedi. “Burada ölüp gi-
               kaybetmek de vardı işin ucunda…  deceğiz,  sen  balık  kovanı  doldur-  Nihayet bir deniz kanyonuna gel-
               “ En iyisi dalmak.” dedi. Alpaslan,  maya bakıyorsun. Bir daha seninle  di orfoz… Karanlık dehlizde, göz
               uzakta olduğundan duymadı ne  balığa gelirsem…”             gözü görmüyordu. “ Sanki bu kan-
               söylediğini. Misinayı takip ede-                            yonu daha önce gördüm.” dedi or-
               rek, denizin dibine doğru yüzme-  Apar topar hastaneye gitmişler,  foz. Korkup, denizin yüzeyine doğ-
               ye  başladı.  “Çok  derinmiş”  dedi.  doktor ‘eskisi kadar olmasa da du-  ru yüzmeye başladı, yüzmesi sanki
               “Nereden baksan 25-30 metre…”  yabileceğini, hayatta kaldığı için  biraz daha düzelmişti. Yüzeye yak-
               Sokkan, kanyonun sağ tarafındaki  şanslı olduğunu’ söylemişti. Balık-  laştıkça, güneşin   berrak ışığının
               uçları mızrak gibi keskin kayalık-  çı Ekrem, o günden sonra, bir daha  denizde yaptığı ışık oyunlarını iz-
               lara sıkışmış, Ekrem’e bakıyordu.  Alpaslan’la balığa gitmedi. Yalnız-  ledi. Denizin yüzeyine geldiğinde,
               Gözlerini, deniz kadar kocaman  lığı, balıklarla denizine huzuru  havaya sıçradı.     “Bu yaptığım  sıç-
               açmış ve donuk donuk bakıyordu.  getirecekti. Ah! O sokkan cezalan-  rayışı bir yerden hatırlıyorum, ama
               Ekrem: “Bu bana yar olmayacak  dırmıştı Ekrem’i. “Tek olmalıydın  nereden!”
               galiba” dedi. Oltayı balığın ağzın-  Ekrem,  tek!  Sevgilin,  seni  yalnız  Ne kadar güzel bir gün…Dalga-
               dan zorlukla çıkardı. Sokkanın  olarak paylaşır bilirsin…”  sız, süt liman deniz! Kendi yaptığı
               pullarını okşadı, balık oralı bile ol-  Ekrem, kapı eşiğinden hayalle-  dalgalarına büyük keyifle baktı.
               madı. Sokkan, kızgın bakışlarıyla  rinden uyanarak karısına: “ Ben  Hiçbir  gemi,  kayık  yoktu.  Bırak
               yoluna devam ederken: “ Seni sev-  gidiyorum! Beni çağırıyor deniz!”  gemiyi, kayığı küçücük sandal bile
               miyorum  Ekrem,  sevmiyorum!”  dedi. Arkasındaki sesleri, bağır-  yoktu… Güneş, gözlerini kamaş-
               haykırışları tüm denizi kaplamıştı.  maları duymuyordu artık Ekrem.  tırdığı için, tekrar denizin dipleri-
                                             Huzur tüm benliğini sarmıştı…  ne doğru yüzmeye başladı. Tam bir
               Denizin yüzeyine çıktığında kalbi                                                          ***  orfoz gibi yüzüyordu artık, alımlı
               duracak gibiydi. Kocaman bir ne-  Nefesim kesiliyor. Ne tuhaf yer  ve asil… Çok keyiflenmişti. Ne
               fes aldı gökyüzünden. Kulakların-  burası? Benim denizin dibinde  gam, ne tasa… Çocuk derdi yok,
               dan süzülen tatlı sıcaklığı hissedip,  ne işim var. Gövdemde bir tuhaf,  öğrenci uğultuları, eşinin dırdırı…
               eliyle yokladığında bunun kan ol-  şişman ve uzun… Aaa! O da ne  Huzurlu bir sessizlik! “ Keşke bu
               duğunu  gördü.  “  Aman  allahım!  ayaklarım nerede, ya ellerim… Bu  rüya hiç bitmese… Daha çok uyu-
               Vurgun yedim! Hemen aynı yere,  kuyruk, bu yüzgeçler, gövdemdeki  malıyım, uyumalıyım…”
               aynı sürede dalıp çıkmazsam, ku-  gümüş  pullar…  Kafamı  da  sağa,
               laklarımı kaybedeceğim.”  Hemen  sola çeviremiyorum. Yoksa! Yok-  Az ileride balık sürüleri gördü…
               aynı yere, denizin derinliklerine  sa! Ben balık mı oldum! Hem de  Yaklaştığında, bu balıkların, kara-
               daldı, balığı olmayan kayalıkta aynı  orfoz! Kocaman kafam, ellerim,  göz, sokkan, çipura, akya, lapa ka-
               sürede kalıp, metre metre zamanı-  kollarım, ayaklarım, gövdem…  labalığı olduğunu anladı. Sevinçle
               nı ayarlayarak denizin yüzeyine  Aman allahım! “ Rüyadasın Balık-  onlara ulaşmıştı ki, bir de ne gör-
               çıktı. Ciğerlerinin yerinden sökü-  çı Ekrem! Senin de rüyan balıktan  sün! Daha dikkatle baktı gözlerine,
               leceğini sandı. Endişeyle kulakla-  başka ne olabilir ki!”   bir daha, bir daha… - Zaten  bu ba-
               rını yokladı. Kan azalmıştı, ancak;                         lıkların gözleri dışında, hepsi aşağı
               beynindeki uğultu, kalbindeki hızlı  Orfoz bedenindeki Balıkçı Ekrem,  yukarı fiziki olarak aynıydılar.-
               ritmi  yeniyordu. Başı dönüyordu.  ağzını kocaman kocaman açıp,
               Kulaklarında yanma vardı. Kıyıya  denizdeki oksijeni ciğerlerine yol-  “Bu gözler, şu iri olan sokkanın
               zorlukla yüzüp, nefesini ayarladı,  luyordu. Etrafında; mercan kolo-  gözleri, Alpaslan hocanın gözleri
               kalbinin çırpınışlarını kontrol al-  nileri, deniz minaresi, deniz hıyarı,  değil mi! Ya şuradaki çipuranın

               tına aldı.                    süngerler… Bir tuhaf yüzüyordu  gözleri aynı eşinin yeşil gözleri…
                                             orfoz, karnı yukarıda, kulaklarına  Şu iki karagözün gözleri kızlarının
               Alpaslan, nihayet ilerdeki kayalık-  su kaçıyordu. Sanki,  ilk  defa de-  gözleri mübarek! Şu ilerideki lapa
               larda garip olayların olduğunu gö-  nizde yüzen küçük bir balık gibi…  sürüsü öğrencilerim işte!”
               rüp koşarak geldi.            Orfoz yüzüyor, yüzüyordu… De-
                                             nizin tadını çıkarıyordu. Garip  Sokkanın, burnunun dibine kadar
               “ Ekrem! Arkadaşım beni duyuyor  yolculuğuna devam ediyordu. Et-  yaklaşıp seslendi: “ Alpaslan senin
               musun?” dedi. Ekrem, boş gözlerle  rafında da hiçbir canlı yoktu. Kü-  burada ne işin var! Hani seninle
               Alpaslan’a  baktı.  Onun  çok  uzak-  çük bir balık bile olsa konuşmak is-  bir daha denizde, denizin dışında,








    26 26 26 26
   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30   31