Page 25 - mentese_10
P. 25
Doktora gitmeleri gerekiyordu. cek yerler varken, neden inin cinin da Alpaslan’a verdi. “Bak şurada iki
Kadın başına, küçük kızlarıyla git- top oynadığı bu yere geldik!” dedi. kayalık var. Sen birisini seç.”
mesi çok zordu. Kocası da “balık “ Alpaslan hocam! Denizi ve ba-
da balık” başka bir şey demiyordu. lığı hissetmek; içinde hissetmek, Alpaslan, Ekrem’in her zaman ba-
Ekrem burnundan soluyordu. Bir damarlarında hissetmek… İnsan- lık tuttuğu kayalığı seçti. Ve oltala-
elinde dünden süzdüğü tektek tor- ların olmadığı, yalnızca balıklarla rını denizin koynuna saldılar.Hay-
bası, bir elinde olta takımları ka- kendinin olduğu bir yer düşün. ret! Balıkçı Ekrem’in oltasındaki
pının eşiğinde dikilmişti. Kızları Balıkların seslerini dinleyeceksin yemleri balıklar hemen bitirirken,
Sezin ile Serap’ın ağlamaları tüm .Denizi seveceksin ki, seni koynu- bir tane bile balık yakalayamamış-
evi sarmıştı. na alsın, balığını sunsun sana… tı. Alpaslan ise kovasının yarısını
Balıkçılık bir kültür meselesidir. balıkla doldurmuştu. Ekrem için-
“Balıklar beni bekliyor Kezban Ağlarla, trollerle balıkçılık kolay, den: “ Mekanını başkasıyla payla-
hanım. Sokkan, karagöz, çipura… onlar balığı ve denizi hissetmiyor- şırsan, balıklarda sana küser! Hak
En son kurtarıcım lapa…” Kapı- lar.Balıkları yenecek bir nesne ve ettin bunu Ekrem, hak ettin.” dedi.
nın eşiğinde başka dünyalara daldı para olarak görüyorlar.Burası öyle Saatler sonra nihayet oltasına 2
Balıkçı Ekrem… Alpaslan, mesai mi! Atacaksın oltanı,balıklar bu kiloluk sokkan takıldı. Misinayı
arkadaşı yalvar yakar: “ Beni de oltanın sahibini sevecek. “Evet!” sağa sola götürdü sokkan… Sonra
götür balık tutmaya!” demiş, bir diyecek. “Kendimi bu adama ver- hiç huyu olamadığı halde; denizin
ağlamadığı kalmıştı. Dayanama- meliyim! Hak eden bu!’ Ben balık üstüne sıçrayıp, denizin derinlik-
mış, bir hafta sonu, Kapıkargın’a yemeyi sevmiyorum. Her biri sev- lerine doğru gitmeye başladı. Ba-
birlikte balık tutmaya gitmişlerdi. gilim olan balığı ben nasıl yerim!” lıkçı Ekrem, misinayı salıyor, balık
Arabanın gidebildiği yere kadar Alpaslan, onu can kulağıyla dinli- kayalıklara doğru gidiyordu. En
araçla gitmişler; sonra, çalılıkların, yordu. Çin’deki karate hocaları ve sonunda, kanyonun arasındaki iki
makilerin, dik yamaçlı dağın ete- öğrencileri arasındaki konuşma- kayanın arasına sıkıştırdı kendini.
ğinden bakir koylardan birine gel- lara dönüşmüştü artık konuşmalar. Ağzında olta, ağzı yırtılıyor, yırtı-
mişlerdi. Alpaslan, kan ter içinde: Balıkçı Ekrem, el çabukluğuyla ol- lıyor…
“ Balık tutmaya, kolayca gidilebile- talara tektekleri taktı. Bir takımını

