Page 27 - mentese_10
P. 27
denizin yüz metre gerisinde bile Karnı da çok acıkmıştı. “ Şu tekteği Hala uyanamıyorum… Aman al-
görüşmeyecektik!” yesem ne çıkar.” dedi. “ Rüyadayım lahım! Ben rüyada değilim demek
nasıl olsa…Yakalansam ne çıkar.” ki! Halis de nasıl sırıtıyor öyle pis
Alpaslan sırıtarak: “ Asıl senin ne Denizdeki kıpırtıyla olta sağa sola pis! Nefesi de sarımsak kokuyor!
işin var! Kızlarını hasta hasta bıra- salınıyordu. “ Hem şu balıkçıyı da Nefes alamıyorum… Olamaz!
kıp çekip gitmişsin. Onları doktora merak ettim. Beni yakaladığında Belki de uyumalıyım… Uyursam,
götürdüm. Kızların iyi şimdi, elle- sevinir belki…” tekrar uyanırım… Uyumalıyım…
rinden öperler. Nereye çekip gittin Uyu…”
be abicim! Bana hala kızıyorsun, Hemen oltayı ağzına aldı, tekte-
ama onlara benim yardım ettiği- ği bir lokmada yuttu. Yutmasına Orfoz bedenindeki Balıkçı Ekrem,
mi unutma. Aileni üzmeye hakkın yuttu ama, olta yanağını delmeye bir daha uyanamamıştı… Halis,
yok Ekrem hocam!” başlamıştı. Kendini geriye doğru ömründe ilk kez, bir balık tutmuş-
çekip, -olta ağzını acıtsa da- ken- tu. Tuttuğu da kocaman bir orfoz!
Ekrem, dili olsa yutacaktı. “ Dilim dini yakalattı. “ Tekteğin tadı da Bu balıkçı kasabasında herkes,
bile yok!” dedi içinden. Üstelik, eşi kötüymüş,çamur gibi, midem bu- hatta civar kasabalardan akın akın
ve kızları, onların arkasından da lanıyor.” dedi. insanlar, yakalanan heybetli orfozu
öğrencileri üstüne doğru gelmek- Hareketsiz bir şekilde, misinanın görmek için Halis’in evine geliyor-
teydiler. “ Ne yapmalıyım? Rüyada çekildiği yöne doğru süzülüyor- lardı. Orfoz, buz kalıpları içinde,
bile rahat yok bunlardan… ‘Hey du artık… Balıkçıyı zahmete bile günlerce ziyaret akınına uğradı.
millet ben balığa gidiyorum!’ de- sokmadan… Çırpınmamış, keskin Kolay mı usta balıkçı olmak! Hem
sem herkes gülmekten katılırdı. dişleriyle misinayı koparmamıştı. de ilk seferde usta olmak! Rast gele
Kaldı ki güldüklerini bile anlaya- Dans ederek, denizin tadını çıkar- Balıkçı Halis rast gele! Bereketli ol-
mayacağım! Donuk balık bakışla- tarak gidiyordu orfoz. sun!
rından başka bir ifade yok bunlar-
da…” “Balıkçı, ömründe en kolay balığı-
nı yakalasın bakalım.” dedi, Balıkçı
Kalabalık balık grubunu arkası- Ekrem.
na alarak hızlı hızlı, geldiği yöne,
kanyona doğru yüzmeye başladı Denizden çıktığını hissetti. Gü-
Ekrem. O kadar çok yüzmüştü ki, neş pullarını parlatıyordu, gümüşi
arkasına baktığında farklı bir yere bir rengi olduğunu ilk kez gördü.
geldiğini anladı. Denizin dibi gö- Balıkçının ellerinin, gövdesinde
rünüyordu. Yosunlar, deniz kes- gezindiğini, ağzını acıtan oltayı na-
taneleri, deniz yıldızları, kayaların zikçe çıkardığını fark etti. “ Balıkçı
diplerinde öbek öbek çakıl taşla- ne kadar da nazikmiş!” dedi.
rı… “ Demek ki kıyıya yakın bir
yerdeyim.” dedi. “ Kızgınlıkla epey Gözlerini kocaman açarak, kendini
yüzmüşüm…” yakalayan balıkçıya dikkatli baktı.
Şaşkınlıktan, sıcak yaz gününde
Yukarı baktığında uzun , deniz kanının donduğunu hissetti. “ Bu!
mavisi ip gibi bir şeyin ucunda, Bu! Deniz kıyısında, beni derin uy-
kıvrık bir nesnenin ucuna takılı kudan uyandıran, Halis olduğunu
bir şeyin kımıldandığını gördü. söyleyen salak adam değil mi? Ye-
Yaklaştığında, bu canlının tektek ter! Bu kadarı da fazla artık… Bu
olduğunu, gövdesine takılı nesne- saçma rüyadan uyanmalıyım… Bu
den kendini kurtarmaya çalıştığını kadar deli saçması yeter artık!”
fark etti. “ Ya, bu sallanan şey misi-
na, misinanın ucundaki kıvrık şey Gözlerini kapatıp açmak istedi.
olta, oltanın ucundaki de tektek Beceremedi… Gözkapağı olmayan
değil mi!” dedi, Ekrem. “Bilme- bir balık olduğunu anladı. Çırpın-
sem, şu salak balıklar gibi merak dı, titredi… “ Olmuyor! Olmuyor
edip yemeye çalışacağım, sonra da işte!” Kendini son bir gayret, ba-
bir balıkçıya yakalanacağım.” lıkçının elinden kurtarıp, kızgın
kuma attı. “ Kum da çok sıcakmış!

