Page 51 - mentese_10
P. 51

den. “Yaya, üç dört gün çektiğine
                                                                              göre, zorlu bir yolculuk vardı önü-
                                                                              müzde. Ellerimizde bavullar, jan-
                                                                              darmaların önünde...”

                                                                              Askerde çavuş çıkarılmış sürgün
                                                                              öğretmenler için kolay değildi yol
                                                                              parası bulmak... Aylardır maaş
                                                                              alamamışlardı. Üstelik memleket-
                                                                              leriyle de bağları kopmuştu. Öyle
                                                                              ki İzmir’de yazdıkları mektupları
                                                                              bile postaya verememişlerdi pa-
                                                                              rasızlıktan.  “Kamyonla  gitmemiz
                                                                              şart mı arkadaşlar?” diye patla-
                                                                              mıştı içlerinden biri:  “Muğla’da
                                                                              bekleyenimiz mi var? Herkesi nasıl
                                                                              gönderiyorlarsa bizi de öyle gön-
                                                                              dersinler! Bir de Hasanoğlanlıları
                                                                              görsün  Muğla  yolları...”  Bu  arada
                                                                              Yedek Subay Okulunda birlikte
                                                                              okudukları üç asteğmen arkadaş-
                                                                              ları çıkmıştı Aydın’da karşılarına.
                                                                              İşte onlar yardımlarına koştu: “İzin
                                                                              verin de kamyonu biz tutalım. Yaya
                                                                              gidilmez buradan Muğla’ya.” Böy-
                                                                              lece Hasanoğlanlı sürgünler, eski
                                                                              bir kamyona doluşup jandarma eş-
                  çavuş, “Ne biçim adamlarsınız siz  çağırdı: “Götür şunları nezarete!   liğinde yola koyulmuşlardı.
                  yahu?”  demişti:  “Hepiniz  de  köy  Nöbetçilere söyle, gözlerini dört
                  doğumlu!  Öğretmene,  efendiye  açsınlar...” O sırada sürgünlerden   1947’de gördüğü Muğla’yı şöyle
                  benzemiyorsunuz hiç. Doğrusu  biri, “Komutanım biz suçlu filan   anlatır Başaran: “Boz dağlar orta-
                  ilk bakışta yapı işçisi sandım ben  değiliz.” deyince de karşılığını aldı:   sında,  çanak gibi  bir yer... Tahta-
                  sizi...”                      “Sus ulan ukala! Suçlu değilmiş!..   ları kararmış, çarpılmış ahşap ya-
                                                Siz daha boksunuz. Kafamı kızdır-  pılar...  Yıkık  taş  duvarlar...  Bozuk
                  Daha sonra İzmir’den Ege toprak-  mayın!..” Jandarma ise sürgünleri   kaldırımlar...  Daracık  sokaklar...”
                  larında bir başka yöne doğru baş-  pislik kokusu içinde penceresiz,   İkişerli sıraya geçip kışlaya doğru
                  ladı trenle yolculuk. Dağları zeytin  daracık  bir  nezarethaneye doldu-  giderken çevresinde gördükleri
                  ağaçları, ovaları incir ağaçlarıyla  rup  üstlerinden  demir  kapıyı  ka-  de gözünden kaçmamıştı Mehmet
                  kaplı köylerden, kasabalardan geç-  patıvermişti. Ertesi gün başgedikli,   Başaran’ın: “Jandarmalar önünde
                  tikten sonra büyük bir istasyonda  “Şayet paranız varsa,” dedi, “tutarız   gidişimiz,  kimseleri  ilgilendir-
                  durmuştu tren. Başgediklinin em-  şuradan bir kamyon, onunla efen-  miyor.  Şöyle  arada  bir  başlarını
                  riyle indiklerinde istasyonun du-  di efendi gidersiniz Muğla’ya. Aksi   çeviren  kahvedekilerin  bakışları
                  varında koca bir yazı görmüşlerdi:  halde, karakoldan karakola teslim   bezgin, kanıksamışlar... Ağır devi-
                  AYDIN. Caddelerden, sokaklar-  ederek yaya göndermek zorunda-  nimli, gölge gibi insanlar... Ölgün
                  dan yürüyüp gitmişler; sonra da  yım. Şöyle böyle, üç dört gün sü-  bir Ortaçağ kalesindeyiz sanki...”
                  yokuşun başında kışlanın önün-  rer.” Sonra da eklemişti burnundan   Muğla’da kışladaki subaylar ya-
                  de durmuşlardı. Burada da bir  soluyan başgedikli: “Sizinle gide-  dırgamıştı  bu gençlerin başına
                  başgedikli  buldular  karşılarında.  cek dört görevli jandarmanın yol   gelenleri. Hasanoğlan Yüksek Köy
                  “Bıktık usandık be kardeşim!..”  parası da sizden, kararınızı bildi-  Enstitüsünü bitirip de enstitülerde
                  diye  söylendi  başgedikli:  “Her  bir  rirsiniz.” Evet, o güne dek nereye   öğretmenlik yaparken birdenbi-
                  belayı bizim başımıza sarıyorlar...  gittiklerini  bilmiyordu  sürgünler.   re neden askere çağrılmışlardı?..
                  Kimseye derdimizi anlatamıyoruz.  Aydın’da başgediklinin ağzından   Subay olmaları gerekirken neden
                  Bir manga adam! Ne yapayım ben  duydular: Muğla!.. Şair Mehmet   çavuş çıkarılmışlardı?.. İşte bu
                  bunları?..” Başgedikli burnundan  Başaran düşündü: “Muğla’ya gön-  haksızlığı herkes bildiği için onla-
                  soluyordu, hemen  bir jandarma  deriliyorduk demek?” dedi için-
   46   47   48   49   50   51   52   53   54   55   56