Page 14 - Menteşe Dergisi Sayı 13
P. 14
Hatırlamak Bile Güzel
Ayser ÖZBULUT Hatırlamak Bile Güzel
Yazar
elinden tutup yerden kalkma-
sına yardımcı oldum. “Sana bir
hikâye anlatayım ister misin?”
dedim… Meraklı ve istekli
gözlerle bir annesine bir baba-
sına baktı. Onlardan izin alıp,
utangaç bir tavırla başını hafif
öne eğerek onayladı.
“Çok uzun yıllar önceydi. Sisli
dağların gölgesinde, ağaçların
arasına gizlenmiş, Çağlayan
Vadisine bakan, dolma taş
yapımı bir evde yaşıyordum.
Üç ablam vardı, ben dört beş
yaş aralığındaydım sanırım. En
küçük ablam bile benden altı
buçuk yaş büyüktü. Ablalarım
aharın ışıltısı gökyüzünün insanlar bakınıp anlamaya her sabah erkenden kalkar,
pırıltısı, tabiatın cıvıltı- çalışıyor olanı biteni. Durdum telaşla hazırlanırlardı. Onları
Bsı içinde standart bir gayri ihtiyari, “Ne derdi olabilir her sabah beyaz yakalı siyah
tempoyla yürüyorum Bodrum ki kendini bu kadar yıpratıyor önlüklerini giyinirlerken imre-
sokaklarında… Denizi görmek küçücük çocuk “ diye geçirdim nerek seyrederdim. Aynanın
için, hafifçe salınan teknelerin içimden. Anne, hafif gergin, karşısında saçlarını iki yanda
arasından bakıyorum, güneş çaresiz… Baba, yeterince örüp, kocaman fiyonklu beyaz
yavaşça düşüyor ufuk çizgisine öfkeli, sabırsız... Üstüme vazife kurdele ile süslemelerini, ki-
santim santim... Neyzen Tevfik olmadığını bildiğim halde, bi- taplarını defterlerini kalemleri-
Caddesi’nin üzerindeki okulun raz çekingen, biraz da tedirgin ni çantalarına yerleştirmelerini,
paydos zili çalıyor, önündeki bir tavırla “Nesi var?” dedim. çantalarını sırtlarına alıp, neşe
servis arabalarına binmeye ça- Babası alaycı ve öfkeli bir ses içinde evimizin 400 metre
lışan çocukların neşeli sesleri tonuyla “Daha dört yaşında, ilerisindeki okula gidişlerini
eşlik ediyor gün batımına… abisiyle birlikte okula gidecek- hayranlıkla seyreder, hüzünle-
Biraz ileriden gelen sese yö- miş hanımefendi” dedi. nirdim.
neltiyorum kendimi. Bir çocuk Kendime hâkim olamadım, Onları kapıdan uğurlayan an-
çığlık çığlığa ağlıyor, atmış bayağı yüksek sesle bir kahka- nem içeri döndüğünde, ben de
kendini kilit taşıyla döşenmiş ha patlattım. Anne ve babanın okula gideceğim diye tutturur,
kaldırımın üzerine. Ne annesi bakışlarından kahkahamı yersiz tıpkı senin gibi hüngür hüngür
ne babası zapt edemiyor kü- bulduklarını anlamamak müm- ağlardım. Her gün ablalarının
çüğü. Lüle lüle saçları toza bu- kün değildi. Fakat işe yaramıştı arkasından okula gideceğim
lanmış, maviş gözleri çakmak içten gelen kahkaham. Küçük diye ağlayan küçük kız, annesi-
çakmak, tütülü elbisesinden kız susmuştu. Dudağının kenarı ni bıktırmış olmalıydı ki; bir gün
tutunmuş var gücüyle debele- hafifçe kıvrılmış, yüzüne tatlı bir kolumdan tutup beni ablaları-
niyor. Yoldan geçerken ağla- tebessüm yerleşmişti. Sadece mın peşinden okula götürdü.
yan bir çocuk sesine duyarsız ürkek fakat ışıldayan güzleriyle Annemle birlikte yürüdük. Köy
kalamayan iki sokak köpeğin- bana bakıyordu. “Bu küçük kız yolunun kenarında, karaye-
den biri donup kalmış, diğeri bana birini hatırlattı, o neden- miş ağaçlarının arasındaki
ise dikmiş gözlerini çocuğunu le güldüm kusura bakmayın” taş basamaklardan ilerledik.
zapt etmeye çalışan anneye, dedim. Kocaman bir toprak avlunun
hırladı hırlayacak… Gelip geçen Tütüsüne tutunmuş o minik ortasında, dış cephesi pembe
Menteşe Kültür-Tarih-Sanat / Ayser ÖZBULUT
14 14

