Page 35 - Menteşe Dergisi Sayı 8
P. 35
MELDA ZİREK
Yazar
Aşkın fıtratında var acı çekmek.
Sebebi sen değilsin. Bahanesin.
Bülbülün güle aşkı nedir ki?
estorana giden iki kapı
vardı. İki kapıya giden iki Dikenli yollarına gül sermiş yüreğimin
merdiven. İki merdivenin
Riki yanına ikili şekilde yer- yanında…
leştirilmiş kasımpatılar. Kasımpatı-
ları ikiye bölen hüzün ve sevda rüz- girdi. Önüne gelen ilk boş masaya engelleyemiyordu. Gözlerini daha
gârları vardı. Abartıdan uzak, kendi oturdu. İçerde hafif bir müzik ça- da kısarak, bir kaç dakika sonra iyi-
halinde bir restoran. Mazbut, sade, lıyordu. Dışarısı ne kadar soğuksa ce kapayarak kendisini bir konserde
sıcak. Masalara ikili şekilde yerleş- içerisi bir o kadar sıcaktı. Eski yakı- hayal etti. Tıpkı gençlik yıllarındaki
tirilmiş ahşap oymalı sandalyeler. cı bakışlarından eser kalmasa da do- gibi. Ne çok konsere giderdi. Şehrin
Fransız sokağını aratmayacak cins- nuk ve soğuk gözlerle etrafı usulca sanat harita kataloğunu alır, tarih
te. Van Gogh sanat sokağı havasın- kolaçan etti. Hafif müziğin ritmine ve zamanına ve de tabi ki bütçesine
da bir manzara. Sağ merdivenden ayağını uydurmuş, tempo tutuyor- göre istediği etkinliklere katılırdı.
yukarı sırtına yalnızlığının yükünü du. Garson geldi bir kadeh beyaz Hemen hemen tüm harçlığını şeh-
almış güç bela çıkmayan çalışan bir şarap ve beşamel soslu İspanyol rin sanatına adardı. Ay sonunu zor
adam çıktı. Attığı her adımda yal- usulü patates istedi. “Bol acılı olsun getirirdi belki ama bundan hiç go-
nızlığı daha da çoğalıyordu. Geç- lütfen.” diye ekledi. Garson tabii ki cunmaz, diğer ay yine aynı şekilde
mişinin izlerini ardında bırakmak anlamında kafasını eğdi ve uzak- planını çizerdi. Tabak, bıçak sesiyle
istedikçe, yer düzleminden yukarı- laştı. Adam gözlerini hafifçe kısıp, irkildi ve gözlerini açtı. Büyük ka-
lara çıktıkça artan basınç ile geçmişi salonun havasını içine çekti. Mü- dehin içindeki beyaz şaraba baktı.
üzerine çullanıyordu. Ömrünün ziğin ritmi, parmaklarının tempo Eliyle kadehi şöyle bir çevirdi, bur-
yarısını hemen hemen bitirmişti, tutmasını sağladı. Adam kendisini nuna götürdü ve bir yudum aldı.
ortalama yaşam sınırına göre. En
güzel yıllarında, delikanlılığın fişek
gibi içini yaktığı, onu oradan oraya
savurduğu, yarınını düşünmeden
heyecanla yaşadığı yılların üzerin-
den pek uzun zaman geçmemişti
ama ona göre çok eskide kalmıştı.
Hatırlayamayacak kadar eskide.
Birden üzerindeki sihir gitmiş, ya-
şamı dümdüz ve bayağılaşmıştı.
Dost bildikleri, her geçen güz azal-
mış, yalnızlık biriktirmeye başla-
mıştı. Tasvip etmediği rutin yaşam
modelinin tam ortasında bulmuştu
kendini. Zaman kavramı onun için
yitip gitmişti. Aşk. Hatırlayamıyor-
du bile. En son kime, ne zaman, ne
şekilde ve nerde âşık olmuştu. İçini
ısıtan bu kelimeyi söylemeyeli epey
zaman olmuştu. Yüreğinin atışıyla
ellerini titreten bu yoğun duygu-
nun kimyası ondan hızla uzaklaş-
mıştı sanki. Birbirini sevmeyen iki
düşmana dönüşmüşlerdi zamanla.
Âşık olunca yüz hatlarını çözdü-
ren, yumuşacık yapan o tılsımı dü-
şünmek dahi onu yoruyordu artık.
Merdivenden çıkıp kapıdan içeri

